Cibali Sultan Ocağı

Cibali Sultan’ın ceddi İmam-ı Musa Kazım’ın 7. evladından gelme S.İbrahim Hazretleri’dir. S.İbrahim, Anadolu’ya 1200’lü yılların ortalarında Emirce Aşireti’nin imamı olarak gelmiştir. Emirce Aşireti, Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu yıllarda Kayı Boyu Uç Beyliği’nin emri altında İnegöl-Domaniç arasındaki bölgeye yerleştirilmiştir (Teberoğlu, 1998:162-163).

 

Cibali Sultan’ın büyük oğlu Cebe Ali, 1444 yılında 52 yaşında iken Osmanlı ordusunda Cebeci Ocağı’nı kurmuştur. Aynı zamanda İstanbul’un alınışında Fatih Sultan Mehmed’in yanında görev yapmıştır. İstanbul’un fethinden önce buraya gelen Cebe Ali, bir çok Hıristiyanı Müslüman yaparak, müridleri arasına katmıştır. Bunun için İstanbul’un alınışı sırasında bugünkü “Cibali” diye anılan semtin topa tutulmamasını ister, Fatih de bunu kabul eder, fakat ordu komutanları bu semte top atılmamasına bir anlam veremezler. Baskılara dayanamayan Fatih, bu bölgenin de topla dövülmesine izin verir. Topçular Cibali semtine de gülle atmaya başlarlar. Fakat atılan güllelerin çoğu tekrar sur dışına geri atılmaktadır. Çünkü bunları Cibali Sultan eline alarak geri göndermektedir. Bu durumu Fatih’e haber verirler ve O hemen ateşin kesilmesini emreder. Fatih’in sözünde durmamış olması Cibali Sultan’ın kerametini ortaya çıkarmıştır (Çağlayan,1996:16-19).

 

Fatih Sultan Mehmed’in, ”Eğer Padişah sensen ordunun başına geç; eğer padişah bensem, emrediyorum, başkomutan olarak ordunun başına geç”  diye babası II. Murad’a yazdığı mektubu götüren ve O’nu ikinci kez tahta çıkmaya ikna eden Cebe Ali Bey’dir (a.g.e:1996:14).

 

Cibali Sultan’ın bir kerameti ise şöyle anlatılmaktadır: Piri olduğu Emirce Aşireti’nin bir kolu Konya’ya yerleşir. Bu aşirette bir güzel kız vardır. Bu kıza Karamanoğlu İbrahim Bey veya bir vezirin oğlu aşık olur. Kız istenir fakat erkek tarafı Alevi olmadığı için kız verilmez. Ancak aşirete baskı yapılır ve Aşiret Konya’yı terketmeyi bile düşünür. Bunun üzerine tüm oba cem olur ve pirlerini çağırırlar. Cemin sonuna doğru  pirleri çıkagelir. Problemlerini O’na anlatırlar. Cibali Sultan, beyin oğlunun Alevi olması şartıyla kızın verilmesini ister. Bey buna yanaşmadığı gibi gerekirse kızı zorla alabileceğini söyler. Cibali Sultan, bir sınav yapalım ve kimin inancı kuvvetli ise diğer taraf o inancı kabul etsin, der. Bunun üzerine Cibali Sultan, erkek tarafından birisi benimle birlikte kızgın fırına girecek ve kim yanmadan fırından çıkarsa o tarafın inancı  benimsenecek, der. Bunun üzerine Cibali Sultan’la vezir kızgın fırına birlikte girerler. Fırına girerlerken Cibali Sultan vezire; “Elini bana ver, gönlünü bana teslim et” der. Birlikte fırına girerler 48 saat sonra vezir gönülden teslim olmadığı için vücudu kül olur ve yalnızca eli ve kolu sağlam kalır. Bu sınavın sonunda vezir bunu gururuna yediremez ve yine kızı zorla alacağını söyler. Bunun üzerine Cibali Sultan fırındaki kütükleri iyice korlaştırdıktan sonra koltuğunun altına alarak saraya gider. Nereye dokunsa orası ateş almaktadır. Vezir bakar ki saray yanıp kül olacak bunun üzerine kız isteğinden vazgeçerek Cibali Sultan’dan aman diler (a.g.e:19-21).

 

Cebe Ali Bey, İstanbul’un fethinde görev almadan önce kardeşi Seyit Murad’a el ve icazet vererek pir yapmıştır. Bu icazette; pirlik görevinin evladın ulusundan ulusuna geçmesini emretmiştir (a.g.e:16). Bu ocakta bu geleneğin hala devam ettiğini görüyoruz. Şu anda Çubuk yöresinde Cibali Ocağı’nın piri en yaşlı  dede olan Zülfikar Elden’dir.

 

Emirce Aşireti’nin birbirine tutkunluğu, kalabalık oluşu ve haksızlık karşısında seslerinin çıkması yüzünden Kayı Boyu’nun önderleri tarafından bu aşiret Emirce ve Kuyumcu olmak üzere iki düşman gruba bölünmüştür. Kuyumcu Aşireti bu sebeple bölgeyi terkederek Çukurova’ya giderek orada konar-göçer şekilde yaşamaya başlamıştır. 18. yüzyılda ise Osmanlı Padişahı’ın emriyle zorunlu olarak Çorum ilindeki Kuyumcu Özü denilen yere yerleştirilmişlerdir. Zorunlu yerleştirmeye razı olmayan bazı haneler Çubuk Bölgesindeki Dağkalfat’a, bir kısmı da daha sonradan Susuz, Kösrelik ve Kuyumcu köylerine yerleşmişlerdir. Bunlar bugün Cibali Ocağı  talibidirler (Teberoğlu,1998:163).

 

Aşiretin Emirce kolu, Eskişehir’e göç etmiştir. Fırın olayından sonra Fetret Devri’nde Çubuk’un Susuz, Yukarı Emirler ve Aşağı Emirler köylerine gelip yerleşmişlerdir. Aşiretin önde gelenleri bölgenin soğuk ve dalgalı arazi yapısını ileri sürerek; tekrar Eskişehir’e göç etmişler ve Karakeçili aşireti topraklarında çoğu zaman konar-göçer halde yaşamışlardır. Bu aşiret 1782 yılında Ankara bölgesinde bugünkü yerleşim yerlerine zorunlu olarak yerleştirilmişlerdir (a.g.e:164-165).

 

Üçüncü kardeş ise S. Seyfullah’tır. Hakkında fazla bilgi yoktur, kabri Çankırı ili Kurşunlu ilçesinin Dumanlı köyü yaylasında “Erenler Türbesi” olarak bilinir. Cibali Ocağı 1662 tarihinde emaneten Şah Kalender Veli Ocağı’na bağlanmıştır (a.g.e:166).

 

Cibali Ocağı’na bağlı  talip köyler:

 

1.Yukarı Emirler

2.Aşağı Emirler

3.Susuz köyüdür.

 

Bunun dışında yukarıda da konu edildiği gibi Dağkalfat, Kösrelik ve Kuyumcu köylerinde de bu ocağın talipleri bulunmaktadır.

 

Cibali Ocağı dedeleri; Seyyidiler, Kemterler, Kırkhocalar ve Yakuplar sülalerinden birisinden olmaktadır. H. İbrahim Gülletutan Dede, Seyyidiler sülalesinden olup diğer dedeler Zülfikar Elden ve Arif Hikmet Dalkılıç Kemterler sülalesindendir. Cibali Ocağı dedelerinin ulusu Zülfikar Elden Dede’dir. Bu dede ümmi olup okuma-yazma bilmemektedir. Ayrıca yaşlı olduğundan köylere gidip erkanı yönetememektedir. Bunun için Kemterler sülalesinden birisini yerine vekil olarak göndermektedir (Gülletutan, 20.6.98).