Mehmet Abdal Ocağı

Babası Seyyid Hasan Gazi Hazretleri’dir. Mehmet Abdal, Abdal Musa’nın “Abdal” mahlaslı 6 kardeşinden en büyüğü olup Hacı Bektaş Veli’nin amcazadesidir. Doğum tarihi bilinmemekle beraber Horasan ilinin bugün Azerbaycan sınırları içinde kalan Hoy Kasabası’nda dünyaya gelmiştir. Mehmet Abdal Dede Horasan erenlerindedir (Teberoğlu, 1997:23).

 

Türkistan Piri Hoca Ahmet Yesevi’nin dervişleri köslerini atıp Anadolu’ya gelirlerken S. Mehmet Abdal, Caber Türk Aşireti’nin imamı olarak Musahibi S. Cabbar Baba ile Anadolu’ya gelmişlerdir (a.g.e:27).

 

Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’daki 66 halifesinden birisi de Seyyid Mehmet Abdal’dır. Hacı Bektaş Veli halifelerine bir gün, “Bana birer eşya veriniz, bu gece onları menzillerine göndereyim, ol yerler size yurtluk olsun” buyurmuştur. Sabah olunca Hacı Bektaş Veli “Hepiniz bana verdiğiniz eşyaların arkasından gidip oraya yerleşerek kendinize yurt, yuva kurunuz. Oraları ıslah edip İslamı ve Türklüğü o bölgelere yayınız” diyerek herbirini köseği kabul edilen eşyaların arkasından göndermiştir (a.g.e:28).

S. Mehmet Abdal Dede’nin verdiği Kara-cuk Dağı’nın cevheri olan taşını; Hacı Bektaş Veli, velilik gücüyle bugünkü ismi Orta ilçesinin Doğanlar köyüne (eski ismi  Evrateli, Osmanlılar döneminde Avreteli olarak değiştirilen) göndermiştir. Mehmet Abdal Dede bunu söylenen yerde bularak oraya yerleşmiştir (a.g.e:28).

 

Herkesin bildiği gibi, köyünde kıtlık olduğu için Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli’den buğday istemek üzere Suluca Karahöyük’e gelir ve yolda topladığı alıçları Hacı Bektaş Veli Dergahı’na hediye olarak getirir. Akşam ayin-i cem’e katılır. Gözcü olan Karaca Ahmet, “Bire Yunus bu Dergah’da mihman olan Ali’dir. Yukarı geç otur” der. Hacı Bektaş Veli, “Mihman olan canlar seccade üzerine gelsinler görgülerini yapalım ki, Hak lokmasını yiyebilsinler” der. Yunus’un burada göz göze geldiği ilk kişi zakir postunda oturan Hacı Ali Türabi’dir. Hacı Ali Türabi, kopuzuyla hem çalmış ve hem de nefesler söylemiştir. Bu sırada Yunus, “Keşke ben de aşık olsam da Hakk’ı zikretsem.” düşüncesini kafasından geçirirken Hacı Ali Türabi’ye bu malum olduğu için O’nu yanına çağırır ve “Şu badeyi iç ki muradına eresin” der. Yunus bu badeyi öyle aşkla içer  ki, sanki aklı başından gider  ve şu beyiti söyler (a.g.e:.29-31.):

 

Aklım başıma gelmedi;

Aşk şarabını tatmayınca

Kendiliğimi bilmedim;

Gerçek ere yetmeyince

 

Hacı Ali Türabi Dede de Koca Yunus’a şu mısralarla karşılık verir (a.g.e:31):

 

Ölmeden önce ölmeyi düşün

Sakahüm hamrına kanmayı düşün

Bir mürşid-i kamile ermeyi düşün

Turabî’nin sözü hoş be mihmanlar

 

Ertesi gün Yunus oradakilere “Bire erenler, üç gündür beni mihman ettiniz. Artık buğdayımı verin de ben ocağıma döneyim” der. Bunun üzerine Hacı Bektaş Veli, “Bire Yunus sana nefes versek olmaz mı?” der. Yunus ise, “Hünkârım, ben nefesi ne yapayım, buğday verin ki, çoluk çocuğumla yeyip nefsimi körleyeyim” der. Bunun üzerine Hacı Bektaş Veli, kilerci S. Mehmet Abdal’a dönerek “Erenler, Yunus’un götürebileceği kadar buğday verin, varsın yolu açık olsun” der.  Sonra Mehmet Abdal ile birlikte kilerin kapısına kadar giderler. Kapıda Mehmet Abdal “Bire Yunus buğday istemekle hata ettin, eğer nefes isteseydin, buğday elinde olurdu” der ve Yunus’un götürebileceği kadar buğday vererek onu yola çıkmak üzere uğurlar. Yolda Koca Yunus’un aklına, kilerci Mehmet Abdal’ın söyledikleri gelir, geri dönerek  buğdayı verip nefesi ister. Mehmet Abdal, durumu  Hacı Bektaş’a ilettiğinde O, “Varın Yunus’a söyleyin, ol kapının anahtarını biz Tapduk Emre’ye verdik. Orada çalışıp kemale ersin ve böylece Hakk’a vasıl olsun” der. Bunun üzerine Yunus 5 kıtalık bir deyiş söyler. Buraya onun iki kıtasını alalım (a.g.e:31-33):

 

Muhammed’in eshabu yarenleri

Hazır olmuş gördüm; anda onları

Vecde gelmiş, tarikat erenleri

Allah derler, bir meclise uğradım

 

Derviş Yunus çok şükür Hakk’a erdim

Muhammed’in nururu berk urur gördüm

Ehl-i Beyt ile 12 imamı sevdim

Allah derler, bir meclise uğradım.

 

Bunun üzerine S. Mehmet Abdal Dede: “Bire Yunus kemale ermişsin, İnşallah Cemale de erersin” diyerek buğdayı ile beraber Koca Yunus’u uğurlamıştır (a.g.e:33).

 

Çerkeş Tarihi isimli el yazması bir eserde, Mehmet Abdal’ın Çerkeş bölgesine irşat ile görevlendirildiği kayıtlıdır. S. Mehmet Abdal Dede, Anadolu’ya 1227 miladi yılında gelmiş ve Evratelin’e yaklaşık 1270’li yıllarda yerleşmiş ve 1287’de Hakk’a yürüyerek; köseğisi kabul edilen Er Taşı’nın kıble yönünde yaklaşık elli metre uzağına defnedilmiştir (a.g.e:38).

 

Mehmet Abdal Ocağı’nın piri, Şıh S. Pir Hasan’dır. Evlâtları Malatya’nın Şıh Hasan köyünden gelip Mehmet Abdal Ocağı evlâtlarını yüzyıllarca görüp gözetmişlerdir. Yolun uzak oluşu ve iki evladının Evrateli köyünde vefat etmeleri üzerine bundan 158 yıl önce Şıh Hasan evlâtlarından S. Ahmet Dede; S. Hacı Ali Türabî evlâtlarından Büyük S. Mustafa Efendi’ye, S. Mehmet Abdal Ocağı evlâtlarını şartlı olarak emaneten bağlamışlardır (a.g.e:39).

 

S. Mehmet Abdal’ın eserlerine gelince, evlâtlarının elinde O’na ait 1224 tarihinde yazılmaya başlanan el yazması bir  Buyruk bulunmaktadır. Bunun dışında yine el yazması Güvercin Gövsü adlı bir eser olduğu söylenmektedir. Bunun en son evlâtlarından Deli Hasan Dede’de olduğu belirlenmiştir. Aslı ele geçirilememiştir. Bu eser, Çapar’lı Ali Haydar Akyol tarafından kendi görüşleri de katılarak Latin harfleriyle yeniden  yazılmıştır (a.g.e:54,59).

 

S. Mehmet Abdal Dede’nin evlâtlarından O’nun 7. göbekten torunu Zeynel isimli masum çocuğun pabucunun teki, Altındağ’a bağlı Karaköy’deki evlâtlarının elinde bulunmaktadır. Bu pabucun öteki eşi ise Çubuk ilçesine bağlı Kuyumcu köyünde Meslikler sülalesinin elindedir. Her iki pabucun da tüm felçli hastalıklara iyi geldiğine inanılmaktadır (a.g.e:39).

 

S. Mehmet Abdal Dede’nin evlâtlarından Karaköy’de S. Celal Güvençlerin evlerinde bir ulu direk vardır. Bu direğe üç ihlas ve bir Fatiha okunarak çivi çakılmakta ve bunun bütün yaralara iyi geldiğine inanılmaktadır (a.g.e:60).

 

Mehmet Abdal Dede’nin kabri; evlâtları, talipleri ve sevenleri tarafından yüzyıllardır ziyaret edilmektedir. Burada hacette ve niyazda bulunanların dileklerinin yerine geldiğine inanılır. Bu yatırda ayrıca adak kurbanları kesilir ve yağmur duası yapılır (a.g.e:.62-63).

 

S. Mehmet Abdal Dede’nin yatırı ve kösesi kabul edilen Er Taş’ın etrafı 1996 yılının baharında evlâtlarının önderliğinde bu ocağın taliplerince beton duvarlarla çevrilmiştir (a.g.e:75).

 

S. Mehmet Abdal Ocağı’na bağlı ocak yoktur. Bu ocağın piri Hacı Ali Türabî Ocağı, mürşidi ise Kalender Veli Ocağı’dır (Güvenç, 2.11.98). Rehberi ise Haydar’ı Sultan’dır. Esasen S. Mehemmed Abdal evlâtları 1839 tarihine kadar Malatya’nın S.Pir Hasan evlâtlarına bağlı iken bu ocak dedelerinin Malatya’dan gelip gidemeyişleri yüzünden emanetli olarak Hacı Ali Türabî Veli evlâtlarından S. Mustafa Efendi’ye emaneten şartlı olarak bağlanmıştır (a.g.e: 72,167).

 

Mehmet Abdal Ocağı’nın talipleri olan köyler:

 

1.Aşağı Karaköy

2.Yukarı Karaköy

3.Çapar

4.Bulgurcu köyüdür. Son iki köy Çankırı’nın Şabanözü ilçesine bağlıdır (Güvenç, 2.11.98).

 

Bu ocağın dedelerinden bazıları ise şunlardır: İsmail Güvenç, Hüseyin Güvenç, Cafer Güvenç, Mustafa Güvenç, Mehmet Güvenç (a.g.g.).