Sarı Saltuk Ocağı

Anadolu eren ve evliyaları içinde en çok söz edilenlerden biri de hiç kuşkusuz Sarı Saltuk’tur. Hakkında çok şey anlatılmasına, Anadolu ve Balkanlar’da bir çok yerde makam mezarları bulunmasına karşılık hakkında çok az şey bilinmektedir. Kendisinden herhangi bir eser kalmamış olması da bilinmezlikleri daha da artırmaktadır. Sarı Saltuk üzerine yapılan bir çok  çalışma onun tarihsel yaşamını ortaya çıkarmakta yeterli olamamıştır. Bu çalışmalar içinde daha önce yapılanların tamamını toplayarak ve birbiri ile karşılaştırarak yeni bir çalışma yapan Ahmet Yaşar Ocak’ın çalışmasının hiç kuşkusuz çok önemli bir yeri vardır. Araştırmacı yazılı kaynakların hemen hemen bilinenlerin tamamına başvurarak çalışmasını yapmış  ve  onun  tarihsel ve menkıbevî yaşamı üzerine bilgilerle bir açıklık getirmeye çalışmıştır.

Bizim yaptığımız bu çalışma daha çok sözlü gelenekte var olan bilgilerin izlenmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bir çok yerde olduğu gibi Sarı Saltuk’a ait Tunceli ilimizin Hozak ilçesinde bir makam mezarı bulunmaktadır. Bu makam mezarlarının bir çok sosyal gereklilikten kaynaklandığını, özellikle yayla zamanı besicilikle uğraşan oymak ve boyların toplanma ve dağılma yerleri olduğunu daha önceki yazımızda belirtmiştik. Böylece binlerce koyunla yaylalara çıkan aynı ocağa ve boya bağlı insanların her yıl nerede toplanacaklarını kolaylıkla belirleyebilmekte ve toplantılarını buralarda yapabilmektedirler. Bu yüzden Yunus Emre de dahil olmak üzere bir çok Anadolu ereninin birden fazla makam mezarı bulunmaktadır.

Sarı Saltuk’un mezarının bulunduğu Tunceli Hozat ilçesinde bir çok Alevî ocağının ileri gelenleri bulunmaktadır. Bunların tamamı kendilerinin Horasan üzerinden Anadolu’ya geldiklerini söylemekte ve el ele el hakka birbirlerine bağlı bulunmaktadırlar. Bunlar Kureyşan, Baba Mansur, Derviş Cemal, Sarı Saltuk, Seyyid Nizam ve diğerleridir.

Aslında Tunceli ve yöresinin şimdiye kadar ihmal edilmiş ve gözden uzak kalmış, bu nedenle tam olarak bilinmeyen bazı özelliklerini biz bu ocakların yapısı, gelenekleri ve birbirleriyle ilişkisi açısından daha rahat değerlendirebiliyoruz. Ancak bu, giriş yazısının konusu değildir. Burada Sarı Saltuk Ocağı gibi kendisini Horasan’dan Anadolu’ya gelmiş olarak kabul eden bütün Tunceli yöresi ocak ve oymaklarının, yörenin tarihsel yapısını açığa çıkarması bakımından büyük önem taşıdıklarını bilmemiz gerekir.

Bu ocaklar içinde Sarı Saltuk Ocağı’nın ayrı ve önemli bir yeri bulunmakta ve ocağın son temsilcisi bütün Anadolu’da Alevî  ocakları içinde geleneği en özgün ve değiştirmeden sürdürenler arasında bulunmaktadır. Şu anda halen Hozat’ta yaşayan Yurt Dede, binlerce özgün nefes bilmekte ve bunu cemlerde kullanmaktadır. Hozat’ta yöredeki bütün Alevî dedeleri ve Anadolu’nun bazı yörelerinin dedelerinin katılımıyla düzenlenen bir cem sırasında Sarı Saltuk Ocağı’nın Ankara’daki temsilcileriyle birlikte Hozat’a gittik: Sabah Gazetesi Yazı İşleri Müdürü değerli gazeteci Sayın Balçiçek Pamir, Gazi Üniversitesi Araştırma Merkezimizin ekibi ve Sarı Saltuk Ocağı temsilcileri.

Sarı Saltuk Ocağı’nın son temsilcilerinden olan Hasan Saltık, Veli Saltık ve arkadaşları Sarı Saltuk Ocağı’nın köylerinde araştırma yapmaya gittiler ve dergimizde yayımlanan iki belgeyi Hozat’ın Karacalar köyünden buldular. Bunun yanında Sarı Saltuk’a ait olduğuna inanılan bazı eşyaları da elde ettiler. Anlaşılan o ki, ocağın Anadolu’nun bir çok yöresine yayılmış olan temsilcilerinde daha bir çok belge çıkacaktır. Bu belgeleri Anakara’da kuracakları Sarı Saltuk Kültür Derneği’nde sergilemeyi düşünmektedirler.

Elimizde bulunan iki belge büyük bir önem taşımaktadır. Bunlardan ilki kağıt, kağıdın düzenlenişi ve yazılış biçimi bakımından son derece özgün bir belgedir ve 1436 yılında düzenlendiğine dair kayıt bulunmaktadır. Ne yazık ki belge tam ortadan ayrıldığı ve asıl önemli olan son kısmı elimize geçmediği için değerlendirilememektedir. Ancak Seyyid Mahmud bin Seyyid Tahüriddin’e verilmiştir.

İkinci belge ise daha iyi korunmuş ve miladî 1447 tarihine denk gelen bir şecere olup düzenlenişi itibariyle özgün ve şimdiye kadar hazırlanan belgeler içinde ayrı ve değişik bir yere sahiptir. Belgede gördüğümüz özelliklerden birisi, bir çok yörenin kadısı tarafından imzalanmış olmasıdır. Yine belgeden anlaşıldığına göre belge 1447 tarihinde yenilenmiştir. Bilindiği gibi seyyidlik şecerelerinin yenilenmesi için  iki temel gerekçe bulunmaktadır. Bunlardan birincisi ailenin zaman içinde genişlemesi ve soyun üç göbekten fazla genişlemesidir. Bu yüzden her üç göbek veya daha yukarısı için Necef, Kerbelâ, Hacı Bektaş, Erdebil veya İstanbul’da bulunan nakibü’l-eşraflık kurumları tarafından yenilenmekte ve buralarda bulunan kayıt defterlerine işlenmektedir. Aynı zamanda belgenin tahrip olması veya yırtılması halinde yenileme işlemi yapılmaktadır. Bu belgenin bir yenileme sonrası verildiği görülmekte ve Diyarbakır, Musul, Mardin, Sincar ve Şam yöresinin kadıları ile yörenin diğer kutsal dergâhlarının temsilcileri tarafından imzalanmıştır.

Belgenin Sarı Saltuk ocağı ile ilgisi konusunda bir kesin bilgi bu belgelerden çıkmamaktadır. Ancak sözlü gelenekten gelen bilgiler, Saltukoğulları devletinin ona bağlı ocak, boy ve oymaklarının dağılışı ile belgenin düzenlendiği Diyarbakır-Mardin ekseni arasında tarihsel ilgi, Sarı Saltuk’un yörenin önemli erenleri arasında yer alan Güvenç Abdal’la musahip kardeş olması tarihçilerin dikkate alarak daha derin ve daha titiz bir araştırma yapmalarını gerekli kılmaktadır. Çünkü Güvenç Abdal, Gümüşhane Kürtün’de yatmaktadır. Horasan üzerinden Anadolu’ya gelen boylar ve oymakların geliş ve Anadolu’ya yayılış yerleri Erzincan-Tunceli üzerindendir. Güvenç Abdal, Doğu Karadeniz Çepnilerinin bağlı bulunduğu bir Anadolu erenidir. Güvenç Abdal, sözlü geleneğine göre Sarı Saltuk Tunceli’den çıkarak Gümüşhane’ye gelmiş, Güvenç Abdal’la görüştükten sonra yanındakilerle Karadeniz üzerinden karşıya yani Ukrayna ve Dobruca yöresine geçmiştir. Burada Anadolu kökenli Ortadoks Urumların bulunması, ana dillerinin Türkçe olması ve aralarında yaşayan kültür unsurlarının tamamının Anadolu kökenli olması son derece ilginç ve üzerinde titizlikle durulması gereken bir konudur.

Elbette burada daha derin ve titiz bir araştırmanın yapılması gerekmektedir. Ne var ki Saltukoğulları Devleti’nin Erzincan yöresinde kurulması ve Diyarbakır-Mardin eksenine kadar inen bir çevrede etkili olması, Sarı Saltuk söylencesinin ve belgelerinin burada bulunması çok önemlidir.

BELGE 1

İcazetname

Ve innehû fî emri’l-kitâb

Ledeyna’l-aliyyi ….

Rabbenâ tekabbe’l-minnâ inneke ente’s-semîü’l-alîm

Kanellahü rahîmün  ve ğalebe’l-hüdâ

Men zara’l-Hüseyin bi-akkihi ârifen

Kane kemen zârallahu fi arşihi

Elhamdülillahillezî ceale müşahidü’l-eimmetil müşahide’l-eimmeti’n-nücebâ kıbleten lil arifîn ve sayyara merâkıde evliyâ ka’beten li’t-tâifîn ve fadluhum ale’l-evvelîn ve ahirîn ve evcebe muhabbetehum alel halayıkı ecmein vassalatü vesselamü ala seyyidil mürselin ve şefiül müznibin ve resulu rabbil alemin ellezi belağar risalete ve deâ ve eddâ’l-emamete ve hüda esfa’esfiyâ Muhammedül Mustafa ve ala leyte beni ğalib ve’l-hezberüs salib şafiül âbâidü vel ekâribü el imamât emiral müminin Ali ibni Ebi Talib ve ala bahri’l-fedayil vel ulum vel mersum bi emrillahil mersumul imamul mesmum ve alel menhecil melih ve’l lisanil fasih el imam el Hüseyin bin Ali ez Zebihi ve alel kaimi bi hududillahi rabbil ibadid daim bi emri’llahi zahri’l-yevmi’s-senad el imam Ali  bin el Hüseyin Zeynel İbad ve Aliyyül hakkül bahir ve’l-misbah el imam Muhammed el Bakır ve alel-lisani’n-natık ve’l-aslel basık el imam Cafer es Sadık ve alel hayril-âlem ve’n-nurul hakim el imam Musa el Kazım ve ales seyfil meşda vel urvetül vüska el imam Ali ibni Musa er Rıza ve Ali Hadi er reşşad el melahim es sedad el imam Muhammed el Cevad ve Ali el alem el mekin ve hablul metin el imam Ali el Hadiyül emin ve ala sıratus seva ven nurul meda el imam Hasan el Askeri ala nuril iman ve mazharil edyan el imam Muhammed bin Hasan el Mehdi sahibüz zaman aleyhim salavatir rahman.

Emma ba’d ber damairil münire erbabül bab ruşenest ger mülazemet atebe aleyh evliya ve südde-i seniyye-i esfiya mümir devlet-i dareyn ve menzilet menzileyn est benaber hüsn-i ihlas ve pak-ı i’tikad Seyyid Mahmud b. seyyid Tahirüddin-dame tevfikuhu- ve cealet tevfika refikahu ez ser gerdi kadem ve zi dide naleyn-i hod ra berf-i takbil-i turab a’tab-ı âliyât med yek mutaf Ğarviye ve Hayire ve Kazımiyye ve Cevadiyye ve ser mera ve Abbas Ali ve mescid-i Kufe ve Necef emirül müminin Ali müşrifiyha elf salavat ve elf sena müfahhar ve serefraz kerdanid ve şerayid-i ziyarat-ı münevverat bivech-i neca ev radu ez bera-yı sebat ömr ü devlet-i padişah-ı âlempenah Allahümme ve âle min vâlâhu ve reâdî min âdâhu iltimas-ı fatiha fatiha nemud bi ihlas-ı handend ve dua-yı müminin ve müminat ve müslimin ve müslimat goft karin-i icabet bad ba’de ez edâ-yı ziyarat iltimas-ı sefariyi nemud iyn kelime çend mestur şod ta der hin muracaat bevatan-ı hod şahid …bud çün benazar-ı kimya ibra mirar ve vüzerai zevil iktidar ve sadat-ı ızam ve meşayihi kiram ve kudat-ı İslam medde zıllıhum fil eyyam ila yevmil kıyam müşrif şod (sonu eksiktir)…

Yanda ve neslihi seyyid nebi b. Abdullah ve neslihi karındaşı seyyid Hüseyin ve evladı evladı seyyid kulu ve biraderi seyyid Muhammed rahmetullahi aleyh.

Türkiye Türkçesine Çevirisi

Şüphesiz o, yüce kitabın emridir.

Elimizde büyük (eksik)vardır

Allahım bizden yaptığımız hayırları kabul et,  şüphesiz sen işiten ve görensin.

Allah bağışlayandır, hidayet verendir.  

Kim gereklerini yerine getirerek Hüseyin’i ziyaret ederse, Allah’ı arşı âlâda ziyaret etmiş gibidir.

Seçkin imamların Allah’a yakınlıklarından elde ettiklerini, arifler için uymaları gereken bir yol olarak tâyin eden ve evliyaların mezarlarını gelip ziyaret edenler için Ka’be gibi kutsal kılan Allah’a şükürler olsun. Çünkü bu kimseler, gelmiş ve gelecek olanların en üstünleridir ve onları sevmek herkes için bir görev, bir borçtur.

Selâm ve duanın en güzeli, peygamberlerin efendisi, günahkârların şefaatçisi ve âlemlerin rabbinin peygamberi, safların ve temizlerin temizi Muhammed Mustafa’ya, yakınlarına ve uzaklarına şefaatçi olan müminlerin emiri Ebu Talib oğlu Ali’ye, fazilet ve ilmin kaynağı imam Hüseyn’e, Allah’ın sınırlarını çiğnemeyen İmam Zeynelabidin’e, gerçeğin savunucusu ve ışığı İmam Muhammed Bakır’a, hakikatin sözcüsü İmam Cafer Sadık’a, âlemin nuru ve ışığı İmam Musa Kâzım’a, sağlam dayanak ve Allah’ın keskin kılıcı Musa oğlu Ali er Rıza’ya, doğruların yardımcısı İmam Muhammed el Cevad’a, inananların en hayırlısı ve büyük İmam Ali el Hadi’ye,  parlak nur ve istikamet sahibi Hasan el Askerî’ye, imanın nurlu temsilcisi İmam Hasan oğlu Muhammed  el-Mehdi sahibüz zamana olsun.

Evliyayı kiramın yüce mezarlarını usulüne uygun ve erkân üzere ziyaret edip onlara niyaz eden Seyyid Tahirüddin oğlu Mahmud -Allah ömrünü uzun etsin ve maneviyatını arttırsın- birçok ulema ve meşayihin mezarını ziyaretinden sonra Kufe ve Necef’teki büyük mescitlere varıp yüz sürüp daha sonra da Hazreti Ali Efendimizin mezarını, şartlarını yerine getirmek suretiyle ziyaret etmiş olup buralarda gerek padişah efendimize ve gerekse müminlere duada bulunmuştur. Bunları yaptıktan sonra sağ salim vatanına dönmüştür. Dönünce kendisini gerek devlet ve gerekse ulemadan birçok kişi ziyaret etmiştir (bundan sonraki bölüm eksiktir)…

BELGE 2

Şecere

(Başta üç adet hilye var)

hüvel fettah

hüver Rezzak

nasrun minallahi ve fethun garib ve beşşiril mü’minin ya Muhammed

Bismillahirrahmanirrahim ve bihi nesteînü

kul la es’elüküm aleyhi ecran illel meveddeti fil kurba

inna fetahna leke fethan mübina liyağfira lekellâhü ma tekaddeme min zenbike ve mâ teahhara ve yütimme ni’metehu aleyke ve yehdiyeke sıratan müstekima ve yensurakallahu nasran aziza.

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdülillahillezi halaka minel mâi beşeran fecealehu neseben ve sıhran ve rafaa badal enami ala ba’dın fesayyarahu efhame kadren ve a’zeme ecran ve ecelle nebiyyihi Muhammed el Muhtar min şerîfin neseb fil mecdis sarahi ve ıstafahu lil eşyâi bi münifil haseb min surretil batah ve ittalaa şemsu kamerihi fi ufkıl ‘ulemâi satıân eş şuâu ve vasala hasebuhu ve nesebuhu yevmel kıyâme ba’de minel inkıta’ ve hüve ekremul berriye nefsen ve âlen ve efdaluha hâlen ve malen ve etemmel âlemu cemâle ve ekmelü tafsilan ve icmâlen fe sallallahu aleyhi salâten tücazi sabiku fahrihi ve tübari yabisükı?  Kadrahu ve ala âlihil müteferriîne kun devhate bi nübüvvetihil mustafine ila zerratiş şerefi biminheti binübüvveti ve ala eshabihil mu’terifin yenşirul kabulü min meşrebil inayetil mukarrefine bi beşeril kabulü min mühibbir riayeti ma adhake mudfius sihabi tefuzur ravdı ve ettasıla cellel ğurrete vel kitâbi hatta yerudde aleyhil havdu emma ba’d feinne ilmun neseb ilmun azimul miktar satıul envâr eşaral kitabul ilahi ve cealnakum şuûben ve kabaile liteârafû ila tefehhümi ve hassen nebiyyül ümmi teallemû ensabekum tasılû erhamekum ala teallumihi la siyyema neseberresuli aleyhisselam livücubi teveccühihim bil iclali vel a’zami kema vadaa fihil burhani ve delle aleyhil hadis vel kur’an ve keyfe la ve hum hayretullahi subhanehu ve te‘âla elleti ihtâraha ve rafea fil bilâd vel ibâd menâraha ve lem tezel  ensabehüm elleti ileyha yağzune ala tedavile el eyyam madbutatun  ve ehsabehüm elleti biha yetemeyyezune ala tedavilül a’vami anil haleli mahfuzatun ve hazihi anil ayyari mütekasiratün kad kame bi tashihi ittisalatihim fi külli zamanin allamune minel eimmeti ve nahada bitenkihi hâlâtihim fi külli âvânin fehhamune minel eimmeti haza ve kad vereden nassu minel azizil mennan fi muhkemil ku’ran ala lisani seyyidi beni Adnan bi en yec’al meveddetuhum ecri’r risaleti ve sevabil vilayeti fekale ve hüve esdakul kailîn fi muhkemi zikril mübeyyin gul la es’elukum aleyhi ecran illel meveddeti fil gurba ve gale subhanehu ve teala innema yüridullahi liyüzhibe ankumur ricse ehlil beyti ve yudahhirukum tadhira. Ve gale teala rahmetullahi ve berekatuhu aleykum ehlil beyti innehu hamidun mecid. Ve gale eydan (satır arası: tekaddese zikruhu) azze ve celle innellahe ıstafa Adem  ve Nuhan ve âl-i İbrâhîm ve Âl-i İmran alel âlemîn ve verede anin nebiyyi sallallahu ‘aleyhi ve sellem ennehu gale: innellahe tebareke ve te‘âla ıstafa min nebiyyi İsmâil beni kinane ve ıstafa min beni kinane Kureyşan vestafa min kureyş Benî Hâşim ve verede anhu sallallahu aleyhi ve sellem ve âlihil hassü ala ikramihim ve rifdihim ve eabesehum bil mali vel cahi ve a’zamehum mamilen el esmâi ve zâa ve şâa fil aktar iven nevahi vel bakai femin zalik gavluhu sallallahu aleyhi ve sellem: inni şafiun yevmel kıyameti lierbeati esnafin ve lev cae zaliker racülü bizünubi ehlid dünya racülün nasara zürriyetî ve racülün bezele malehu lizürriyyetî ındel mudiyga ve racülün ehabbü zürriyetî bil lisani ve racülün ehabbe züriyyetî bil kalbi ve racülün seâ fi havaci zürriyetî iza turidu ev şuridu. Ve ruviye anil imamis sadık Cafer bin Muhammed el Bakır bin Zeynel‘âbidin el imâm el Hüseyin eş şehîd bin el imâmül hümâm münkisül esnâm anil beytil haram emirul müminîn Ali ibni Ebi Talib aleyhi efdâlüs salavat ves selâm ennehu gale: “kane yevmel kıyameti yünadî münadin eyyühel halayık ensıtû fe inne Muhammed yukellimukum fe tensıtul halayık fe yekumun nebiyyü sallallahü aleyhi ve sellem fe yekulu ya ma’şerel halayık men kanet lehu ındî yedun ev minnetun ev marufun felyekum hatta ukafihi fe yekulune bi âbâina  ve ummehatina ve eyyü yedin  ve eyyü minnetin ve eyyü ma’rufin lenayilel minneti  vel yedi vel marufu lillahi ve resulihi ve ala cemiil halayık fe yekulu bela ev ahadun min zürriyetî ev berheme ev kesahüm min ara ev şebein licayiihim fel yekum hatta ukafihi fe yekumu ünasin gad fealû zalik fe ye’tin nidaü min indillahi ya Muhammed ya habibi kad cealtü mukafatihim ileyke feskinhüm fil vesiyleti haysü la yuhcibune an Muhammed ve ehli beytihi salavatullahi aleyhim ila ğayri zalik minen nususul kuraniyyeti vel ahadisin nebeviyyeti salavatullahi ala sahibiha ve ala alihi haza vel müvcibü li takdimi hazihil mukaddimat ve satara hazihil kelimatin neyyirat hüve enne min cümletin nebeviyyeti vel harmusetil haşimiyyeti vel eykedil aleviyyetil murtezeviyyeti salavatullahi aleyhimas sadetil ızam veş şurefa el kiram min sülaletis sadetil kiram veş şurefail fukahail a’lam ve hüm cenabüs seyyidül hasibün nesib Abbas bin es seyyid el hasib en nesib abdul aziz bin es seyyid el hasib en nesib Muhammed bin es seyyidül hasibün nesib Osman bin Ebu Bekr bin es seyyidül hasibün nesib Ahmed bin es seyyidül hasibün nesib  Hüseyin bin es seyyidül hasibün nesib ‘Ali bin es seyyidül hasibün nesib Hasan bin es seyyidül hasibün nesib Muhammed bin  es seyyidül hasibün nesib Berhev evladı seyyid es seyyidül hasibün nesib Ali bin es seyyidül hasibün nesib Burhaneddin bin es seyyidül hasibün nesib Yunus ‘aleyhirrahme el Harkavi min tevabii medineti Musul el mahruse bin es seyyidül hasibün nesib Zeynel‘âbidin bin es seyyidül hasibün nesib Abbas bin es seyyidül hasibün nesib Muhammed bin es seyyidül hasibün nesib Hüseyin bin es seyyidül hasibün nesib es seyyidül hasibün nesib Iyd bin es seyyidül hasibün nesib Receb bin es seyyidül hasibün nesib  Muhammed bin es seyyidül hasibün nesib Yûsuf bin es seyyidül hasibün nesib Muhammed bin es seyyidül hasibün nesib Zeynel‘âbidin bin es seyyidül hasibün nesib ‘Ali bin es seyyidül hasibün nesib  Muhammed bin es seyyidül hasibün nesib Dâvûd bin es seyyidül hasibün nesib                                                                                 Zeynelabidin   bin es seyyidül hasibün nesib  Ahmed bin es seyyidül hasibün nesib  ‘Ali bin es seyyidül hasibün nesib Ebi Muhammed el Kasım bin en nakibut tahir Ebi Cafer Muhammed el Edra’ nakibul Kufe bin es seyyidül hasibün nesib  emirül Kufe ve nakibuha Celaleddin Ubeydullah bin es seyyidül hasibün nesib  bin el Hüseyin bin (satır arası el Harkavi ve urfil Beyt) bin es seyyidül hasibün nesib el Hatibbullebib Kemaleddin bin Cafer bin el Basit el Münteceb el Hasan el Müşşini bin el Mubsitüt tahir el imam ez zeki el Huseyn bin ‘Ali ‘aleyhisselam bin el imâm el murteza vel vasiyyil mücteba ‘Ali bin ‘Abdü Münaf  el Mükenna bin Ebi Tâlib bin seyyid el Butehai ve Şeybe el hamdü ‘Abdülmuttalib bin Hâşim ellezi giyle fihi ‘Amr ellezi hesemes seridü ligavmihi ve ricâlü Mekke mustune ıcafi ibni el Mugiyra ‘Abdümenaf el evvel melik azimül mülk bin mecma Kusa Hasan el Hulk bin Kilâb el Melik bin Murre er Rahib bin Ka’b en Nebi bin Levva el Melik bin Ğâlib en Nebi bin Fihr ‘azimül kadr bin Malik en Nebiy ves sultan bin en Nazar sahibus sultati fi Kureyş bin el Binti hakeza ruviye Marifen bin Hamlur Rahib bin Gayzar en Nebi bin İsmail ez Zebih bin İbrahim Halîlür Rahman bin Tarih el Melik bin Nahor bin Suru’ bis sin ğayru mu’ceme ve bil ‘ayn mu’ceme fihima el Melik bin Abir bi fethil bai vel ‘ayn ğayru mu’ceme el Melik bin Şalih ez Zahid bin Erfaahşt en Nebi bin Sam es Sultan bin Nuh en Nebi şeyhul mürselin bin Müteveşşilh bi kesril lamı en nebi bin Hunuh ve gîle Ahnoh ve huve İdris en Nebi aleyhisselam ve huve evvelü men hatta ve hâtas siyabe ve ezhere ilmen nucum bin el Bariz biz zâli mu’ceme bin Mehlayil bin Kaynan bin Anuş bin Şid hibetüllah bin Adem ebul beşer salavatullahi aleyhi ve aleyhim ecmain ve hazel beytül mezkur a’nî âli’l-Hargavî fe men lehum fima medâ min ecdadihim en nigabetil fukaheti vel ilmi vet tesadduru fil makamatil medeniyeti vel dineviyyeti bil ıragı ve nevahiyha yeşhedü lehüm bi sıhhati zalik ma zekera fil müşeccirati el Hâşimiyyeti ve ketebe ensabel utretin nebeviyyeti vel ulviyeti lem yuhalif fi zalik ahadun min ehlil ılmi vel fadl fe men lehu kademun rasih fil âsari vel ahbar vet tevarih ven neseb ven nakl tedabegat ala zalik kelimetün nessab minel fudela vel müşeccirun vel mulhigunel ahfadi bil âbai vel ecdadi minen nubelai rahimehullahi teala men eane halfihimis selaseti el muşarun ileyhima a’lâhu yumalu lillahi ve cahihi ve zubbe anhum ve defa anhum envail eza ve mekarir redi li yefuze bi zalik yevmel kıyam emin ceddihimin nebiyyil mutahhari fi yevmil mahşeri bil hazzil evferi vel makamil erfail ekberi ve liyahzural mu’teridu lehum bâddin fi malin ev nefesin ev bedenin ev zurriyyetin ev men yensibü ileyhim min gadabillahil cabbar ve min ceddihimin nebiyyil muhtar ve ebiyhim Haydarul Kerrar aleyhima salavat el melikül cabbar medded duhuru vel a’sâr yevme hetkül estar ve keşfil esrar ve ref’il a’tiye an derekatin nar yevme yekşifü an sagin lima yera minel hevli min azimil evzâr ve keyfe yakdiru min ezahim ev celebe ileyhim zerretün mined darari ala gadabil melikid deyyan ve gahera seyyid bin ‘Adnan ve validihim sakiyil Kevser kema verede fil eseri an seyyidina Muhammed eş şefiu fi yevmil mahşer sallallahü ‘aleyhi ve alihit tayyibiyinet tahirin salaten daimen bi devami rabbil ‘âlemîn fe men beddelehu ba’de ma semiahu fe innema ismuhu alellezine yubeddilunehu innellahe semiun ‘alîm ve sahha ilhakıs satril mektub alel haşiyeti ellezi Veled bin Kinane en nebiyyi bin Huzeyme en Nebiy bin Mudrike en Nebiyyi bin İlyas en Nebiyyi bin Mudar en Nebiyyi bin Turar el Abidin Ma’d sahibiş şevke bin ‘Adnan es Sultan bin Eddu sahibuş şevke bin ‘Adnan es Sultan bin Uddü sahibus serve bin Udud refiul kadr bin Elyesa en nebi bin Elhemise bin Selaman en Nebi velhamdulillahi hamduşşakirinez zakirine vassalatü vesselamü ala seyyidina ve şefiu zunubina fi yevmil mahşer Muhammed et tayyibinet tahirine el ekramin sahhahan nesebü la şekke fihi vela şübhete fe men şekke fi nesebihi fe huve münafıkun vel müsteanü billah nakale hazen nesebul mübarek minen nesebil atik ve vakaa tahriru zalik fi ğurreti ramazanil mübarek min şuhuri sene ihda ve hamsin ve semanemie min hicretin nebeviyyeti aleyhi efdalut tahiyye vez zekiyye sahhaha ve sârâ hazes sicilüş şerifü ven nesebül latifü bismil azizin fi zeylil kitab ve hum sülaleti seyyidina ve şefiina ve habibi rabbil alemin Muhammed hatemün nebiyyin ve seyyidil mürselin ve kâidil izzil muhaccilin sallallahü aleyhi ve ala alihi ve sellim bişehadetil udulil ahyaril makbulin bil akvali fiş şahadati şer’an ve neuzü billahi minez ziyadeti ven nuksani temmes selamüt tam vet tahiyye vel ikram vel itdati vel in’âmi ala kâffeti ehlil İslamil has minhüm vel âm hususan ales sadati vel ulemai vel fukahâ ves selatinel uddali vel umerai vel vüzerâi ver ruesâi ekremehumullahi bi efdalil keramat bi en ya’rife ve yukrimu sahibine hazen neseb liecli kerameti ceddihimil kerim fe vacibü ala kulli men amene billahi ve resulihi vel yevmil ahiri en la yunaziu vela yuarıdu hâulai femen nazeahum ve âradahum fe kad nâzea ve âradallahu ve resulehu kema kale sallallahu aleyhi vesellem: “inne misle ehli beytî ke misli sefineti Nuh aleyhisselam fe men rakibe neca ve men tehallefe anha ğarika fe lanetullahi ala men yunaziu ehlel beyt ve yuaridahum lanetullahi ven nasu vel melaiketu ecmein velhamdulillahi rabbil alemin.”

Şehide bi zalike el abdul fakir ilellahil ğaniyyi esseyyid Semavuddin bin es seyyid Nasıreddin

Şehide bi zalike el abdul fakir es seyyid Muhyiddin bin es seyyid Muhammed bi Kerbela

Şehide bi zalike el abdul fakir es seyyid  Nasıreddin bin es seyyid Ali bi Kerbela

Ba’de ma hadara ledeyna cenabi es seyyid Abbas bin es seyyid ‘Abdulaziz bin es seyyid  Muhammed el Huseynî el Harkavî bi daris selam Bağdad haresehullahu teala minel ezdadi ve a’rada ledeyna esami ecdadidihi ve ahdara şuhudi ala sıhhati nesebihi cemaatin kesiratin mines sâdâti vel a’vami min ehlmil ırak vel Musul ve Diyarıbekr ve ve teayyena ila meşhediş şerif el hayeri ala müşrifüt tahiyye ves selam ila cenabi es seyyidul a’zamül a’lem es seyyid Ahmed bin es seyyid Şerif et Tûğânî el Huseynî el Hayiri ve kabele nesebun ihdaden bi kitabi Umdetüt Talib ve ğayrihi min kütübin nesebat ve vadaa hattahu fi zeylin nesebil mezkur ve arafna zalike felemma âlil umera ila zalik fe şehidet bi sıhhati hazen neseb ve enel fakirul muhtac ila rahmeti rabbihi ve şefaati ceddihi Muhammed bin Ahmed Celaleddin Kufi el Huseyni  en Necefi ufiye anhuma.

Şehide bima fihi ve bi sıhhati nesebi es seyyid Abbas ve huve la dahile ve harice ahnu es seyid Ahmed bin es seyyid Huseyn el Kadiri.

Sebete ındi fe esbete indel Mevla el imam el alem el amilül Fadılul kamil akdal kudat velhukkam el Mevla Alaaddin bin el merhum es seyyid Imran bila vadaa bihi hattul kerim ala hatti ve ketebehul fakir ilellahi es seyyid Muhammed bin es seyyid Ali el Huseyni el Kerbelaî

Biş şehadeti mescun ufiye anhu bissıhhati marufun ketebehu el Hüseyn el Kerbelai.

Sebete indi ve sahha ledeyye el meşruh fi hazanneseb bi şahadeti men alimtu badennehri ve hakemtu bi zalike ve ketebehu el abdu fi zeylinneseb ez zaif Ali bin Ahmedan bin Ali bin kevne el akli ufiye anhu (mühür).

İttisalüssadat el ecilla el mezkurin bişşecaratil mustafaviyye ve esmaihim ileddevhatil aleviyyeti el fatımiyyeti mimma la raybe fihi vela şübhete tabirihi bel huve ezheru mineşşemsi ve ebyenu minel emsi ketebehu fizeylinneseb eddaif ibadullahi taala ve ahvecihim ila afvihi ve gufranihi esseyyid abdulhak bin esseyyid Muhammed musaiden el Huseyni el Kerbelai gafera lehüma ma medda musalliyen mufekkiran (mühür).

Tevabekat hazihişşecera ala bahril insani kabiltu ve emdaytü nemmekahu el fakir ilallahil ganiyyi Şemseddin bin Bedreddin en nakibul eşraf Kerbela (mühür).

Sah bima fihi indi ve sebete ledeyye ve enelfakir Muhammed bin İslam el-kadi bi sincar el mahruse ufiye anhuma el afi (mühür).

Ve kezalike şehide bisıhhati hazenneseb seyyid abbas ve huve Mevlana abdulhalik el hatib bi zaviyeti esseyyid Muhyiddin el Cilani kuddise surrıhu.

Lemma arada aleyye ve iltemese minni el kadaa ecreytü aleyhi fesellemel irtifa ve ene edafülibad  Hüseyn bin Hasan el kadi bi Musul ufiye anhuma (mühür).

Nesebüs siyadetil mezkura sahihun keşşemsi taliatün ketebehu esseyyid Kutbeddin bin es seyyid Muhammed ufiyel afi (mühür).

La şekke en: ensabüsssiyadetil mezkurin fi hazihiş şecere meşhuratün sahihatun ve ketebehul fakir ibadullahil ganiy esseyyid Şemseddin bin es sseyyid Ragıb el mütevelli bi zaviyetil cibal el kadiri ufiye anhu (mühür).

Talebe fi hazihin neseb ve enel fakir Saadedin bin Bedreddin iltefete bi kerbela ufiye anhu.

İttisalüs siyadetil ecilla il mezkurin bişşeceretil mustafaviyye bişşeceratil mustafaviyye ve esmaihim ileddevhiyye el aleviyye el fatımiyye mimma la raybe fih vela şübhe muğbiriyye bel hüve ezheru mineşşems ve ebyenu minel ems ketebehu edafu ibadillahi taala ve ahvecihim esseyyid Mümin bin es seyyid Gani (mühür).

Ma fihi kema huve sahihun ve enel fakir esseyyid Abdulgaffar bin esseyyid Abdurrezzak bi zaviyeti seyyid Abdurrezzak bi Kerbela (mühür).

Lemma arada aleyye ve iltemese minni el imza ecreytu aleyhi ve sellemel irtiza ve ene daiful ibad Muhammed bin Mustafa el kadi bi mahmiye-i …….

Şehide bi zalike el fakir Cafer bin Ahmed el Huseyni bi kerbela.

Ennesebüssiyade el mezkurin sadrul kitab la şübhe fihi ve hüve keşşemsit talii sahannehar harrara el Mahmud bin Ali el Hamid el Huseyni en Necefi gufira lehu (mühür).

Nesebüs siyadetil mezkurin eşheru mineşşems ve ebyenü minel ems laraybe fihi vela şübhe ve enel fakir Süleyman bin Ahmed el kadi bi mahmiye-i Musul ufiye anhu (mühür).

El emru kema fihi ve hakemtu bima fihi ve ene edaful ibad Mahmud bin Ubeyd el kadi bi Sincar el mahmiye ufiye bihima (mühür).

Sebete mazmunuhu ledeyye ve enel fakir Kani bin Sefer el müvelli bi Mardin el mahmiye ufiye anhuma (mühür).

Şehide bi zalike el abdul fakirul hakir esseyyid Ahmed bin essseyyid Nureddin el Kadiri (mühür).

Hazeşşecera asluha aslun ve fasluha zahirun ve hum sadat esseyyid Zeynel abidin ibni seyyid Abbas bi şahadeti enel hakir esseyyid Muhammed bin esseyyid Mahmud el kadi bi Nusaybin ufiye anhuma (mühür).

Sahha ve vadaha bima fihi min aslı hazihişşecere elleti fi seyyid Zeynel abidin bin esseyyid abbas el harkavi errufai kaddesallahu sırrahul aziz harrarahu el fakir seyyid Bekir bin seyyid Abdurrezzak el Kadiri.

Hazihişşecera mutabakatun lil asli ve ene şahidun bima fihi ve sahha vakıfetun bila irtiyab  enel fakir Ahmed bin İsfendiyar el muvelli bi Mardin ufiye anhuma (mühür).

Seyyyid Yahya bin seyyid Ahmed sakinetü İstanbul (mühür).

Seyyid Muhammed bin Rukiye sakinetü harput.   

Belgenin yan tarafında:

Lemma arada aleyye hazihişşecera kabiltuhu ve emdaytuhu ve enel fakir Kemaleddin bin el hac İbrahim (mühür).

Hazihişşecere arada aleyye ve iltemese minni el imza ecreytü aleyhi fesellemel irtiza ve ene edyaful ibad Abdulvahit bin … el kadi bi Musul ufiye anhuma.

Sahha ve vadaha bima fihi min aslı hazihişşecera elleti fi seyyid abbas bin esseyyid abdulaziz el huseyni el harkavi errufai kaddesallahu sırrahul aziz nemmekahu el fakir esseyyid şemseddin el ekmel bin esseyyid ragıp el mütevelli bi zaviye eşşeyh Muhyiddin Abdulkadir el ciylani (mühür).

Hazihi şecere aslıha aslun ve zılluha zalilun ve hum sadet min nahlin esseyyid ahmed er Rufai aleyhir rahme harrarahu el fakir esseyyid Semaveddin bin Nasıreddin el kadiri el mutevelli bi mahruse-i ciyl (mühür).

Nesebüssiyadetil mezkurin sahihun ketebehu keşşemsi taliun harrarahu esseyyid Şerafeddin bin İnayetül berrak el Huseyni el Nnecefi bi Kerbela (mühür).

Lemma tala’tu fihi ve etla’tu ma yehtevi sadeftuhu meşhunen bi hututis siyadetil eşraf ve makrunen bi şehadeti men la yuhyi minhüm el hilaf ve vada’tu aleyhi kalemul makbul li ademi havazil udul an şahadetil udul gaferal abdul ekal ezellü ibadillahi azze ve celle Muhammed bin ubeyd el evvel el ömri neseben vel Hanefi mezheben kadiyen bi kürsiyiş Şam Dımaşk el mahmiye gaferallahu lehuma külle hatietin muakkibetin bi hurmeti seyyidina Muhammed hayril beriye.

Türkiye Türkçesine Çevirisi

Başta üç adet hilye (yuvarlak mühür) vardır.

O (Allah) bütün iyilik ve güzelliklerin önünü açandır.

O en büyük ve en cömert rızık vericidir.

Yardım Allahtan’dır ve zafer yakındır. Ya Muhammet.

Dünyada tüm kullarına, ahirette ise sadece inananlara merhamet edecek olan Allah’ın adıyla başlarım.

De ki, ben sizden yaptıklarıma karşı akrabalara sevgiden başka bir şey istemiyorum (Şura suresi 23).

Biz sana geçmiş ve gelecek günahlarını affetmek, üzerindeki nimetlerimizi tamamlamak ve seni doğru yola iletmek için açık bir zafer verdik. Allah böylece sana apaçık bir yardımda bulunmaktadır (Fetih suresi 1-3).

Dünyada tüm kullarına, ahrette ise sadece inananlara merhamet edecek olan Allah’ın adıyla başlarım.

İnsanı bir damla sudan yaratan, onu çoğaltan, ona bir soy bahşeden, onu diğer canlılardan üstün kılan, bütün yaratıklardan daha değerli sayan ve ona en büyük mükâfatları veren yüce Allah’a şükürler olsun. O Allah ki, soyu temiz Muhammed Mustafa’yı insanları doğru yola çağırması ve onları eğitmesi için yine onların içlerinden seçmiş ve peygamber olarak göndermiştir. Muhammed aleyhisselam öyle bir peygamberdir ki onun mübarek soyu kıyamete kadar hiç kesintisiz devam edecektir. O insanların en hayırlısı ve övgüye en çok layık olanıdır. En güzel dualar ve selamlar onun ve onun getirdiklerini hiç düşünmeden kabul eden Ehli Beyti’nin, mübarek arkadaşlarının ve yakınlarının üzerine olsun.

Bilindiği gibi ilm-i nesebin, yani soy kütüklerini inceleyen ilmin, ilimler içinde önemli bir yeri vardır. Onun bu değerini, Kur’an-ı Kerim’den öğrenmekteyiz. Çünkü orada “Birbirinizle tanışıp kaynaşasınız diye biz sizi değişik halklar olarak yarattık” buyurulmaktadır. Yine sevgili peygamberimiz -selam onun üzerine olsun-: “Soyunuzu öğreniniz böylece akrabalarınıza ulaşmış olursunuz” demiştir. Özellikle peygamberin soyunu bilmek, onların şefaatini kazanmak için lazımdır. Bu hususta ayet ve hadislerden birçok delil vardır. Çünkü onlar, Allah’ın en sevdiği ve üstün kıldığı insanlardır. Zamanın geçmesi onların soylarının bilinmesine bir zarar verememiştir. Onlar her zaman saygın ve bilinen insanlar olarak kalmışlardır. Bunlar her türlü kötülükten uzak olmuşlardır. Fatımi’ye (Hz. Fatıma) mensup kabilelerin soy şecereleri hiçbir zaman kesintiye uğramamış ve onlar hiçbir zaman doğru yoldan ve iyilikten ayrılmamışlardır. Bunu, Kur’an-ı Kerim bizlere en doğru sözlü insan olan peygamberimizin dilinden şöyle bildirmektedir: “Ben yaptığıma karşılık sizden akrabalara karşı sevgiden başka bir şey istemiyorum.” Yine Kur’an-ı Kerim’de Allahü Teala şöyle buyurmaktadır: “Allah Ehl-i Beyt’ten kötülüğü temizlemek istemektedir. Ve o sizi iyice temizlemektedir.” Allah Teala yine: “Allah’ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinizedir ey Ehl-i Beyt. Şüphesiz o, övülmeye ve şükredilmeye en layık olandır.” Yine âlemlerin rabbi şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah Adem’i, Nuh’u,  İbrahim ve İmran Ailesi’ni seçkin olarak yaratmış ve dünyaya göndermiştir.” Bu hususta peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allahü Teala İsmail Peygamberin çocuklarından Kinane oğullarını, onlardan Kureyş’i, Kureyş’ten de Haşimoğullarını onlardan beni ve ailemi seçti ve onları mal ve şeref bakımından üstün kılıp dünyanın her tarafına dağıttı.”  Yine peygamberimizin şu sözü de bu konudadır: “Ben kıyamet gününde, dünyada günahkâr bile olsa, şu dört sınıf insana şefaat edeceğim: birincisi benim neslime yardım eden kişi, ikincisi darlık anında benim soyuma mal ve para bakımından yardımcı olan kişi, üçüncüsü diliyle benim soyumu sevdiğini söyleyen kişi, dördüncüsü kalbiyle benim neslime sevgi besleyen ve onların ihtiyaçlarına koşan kişi.” İmam Ali Efendimizin torunlarından Muhammed Bakır’ın oğlu Cafer Sadık Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü birisi: Ey halk! Susun, Muhammed aleyhisselam sizinle konuşacak, diye bağıracak. Bunun üzerine herkes susacak ve Muhammed aleyhisselam şöyle diyecek: Ey mahşer halkı! Kim benim yanımda bir iyiliği olsun, bir hatırı olsun istiyorsa benim razı olmam için bir şey yapsın. Onlar da, ey Allah’ın resulü ne yapalım ki Allah’a, Resulüne ve tüm insanlara iyilik yapmış olalım. Buyurdu ki: benim neslimden birini razı eder, onlardan birini açken doyurur veya giydirirseniz beni razı etmiş olursunuz. Bunun üzerine insanlar onun söylediklerini yaptılar. O anda Allah’tan bir ses geldi; Ey habibim Muhammed! Ben onları cennetle mükâfatlandırdım. Onları istediğim şekilde cennetimde ağırlayacak ve nimetlerimle donatacağım.” Bu konuyla ilgili bunun gibi peygamberimiz ve onun mübarek Ehl-i Beyt’i hakkında nice ayet ve hadisler vardır. Bu mübarek soydan nice âlim, nice üstün kişiler, nice mübarek insanlar çıkmıştır. İşte aşağıda isimleri yazılı kişiler bunlardandır:

Seyyid Abbas onun babası es Seyyid Abdulaziz onun babası es Seyyid Muhammed onun babası es Seyyid Osman onun babası Ebu Bekr onun babası es Seyyid Ahmed onun babası es Seyyid Hüseyin onun babası es Seyyid Ali onun babası es Seyyid Hasan onun babası es Seyyid onun babası es Seyyid Berhev onun babası es Seyyid Ali onun babası es Seyyid Burhaneddin onun babası Musul halkından es Seyyid Yunus el Hurefavî  onun babası es Seyyid Zeynelabidin onun babası es Seyyid Abbas onun babası es Seyyid Muhammed onun babası es Seyyid Hüseyin onun babası es Seyyid Iyd onun babası es Seyyid Receb onun babası es Seyyid Muhammed onun babası es Seyyid Yusuf onun babası es Seyyid Muhammed  onun babası es Seyyid Zeynelabidin onun babası  es Seyyid Ali onun babası es Seyyid  Muhammed onun babası es Seyyid Davud onun babası es Seyyid Zeynelabidin onun babası es Seyyid Ahmed onun babası es Seyyid Ali onun babası es Seyyid Ebi Muhammed el Kasım onun babası Ebi Cafer Muhammed el Edra’ nakibul Kufe onun babası es Seyyid emirül Kufe ve nakibi Celaleddin Ubeydullah onun babası es Seyyid el Hüseyin bin (satır arası el Hurfavî-Urfavi) onun babası es Seyyid el Huteybullebib Kemaleddin onun babası Cafer onun babası el Basit el Münteceb el Hasan el Müşşini onun babası el Mubsitüt tahir el imam ez zeki el Hüseyin onun babası Ali aleyhisselam onun babası el imam el Murteza Ali onun babası  Ebi Talib onun babası seyyid el Butehai  ve Şeybe el hamdü Abdülmuttalib onun babası Haşim onun babası mecma Kusa Hasan el Hulk onun babası Kilab el Melik onun babası Murre er Rahib onun babası Ka’b en Nebi onun babası Levva el Melik onun babası Ğalib en Nebi onun babası Fihr azimül kadr onun babası Malik en Nebiy ves Sultan onun babası en Nazar onun babası el Binti onun babası Hamlur Rahib onun babası Gayzar onun babası İsmail ez  Zebih onun babası İbrahim Halilür Rahman onun babası Tarih el Melik onun babası Nahor onun babası el Melik onun babası Abir el Melik onun babası Salih ez Zahid onun babası Erfaahşt en Nebi onun babası Sam es Sultan onun babası Nuh en Nebi onun babası Müteveşşilh onun babası Hunuh, Ahnoh olduğu da söylenir ki o İdris en Nebi aleyhisselamdır onun babası el Bariz onun babası Mehlayil onun babası Kaynan onun babası Anuş onun babası Şid (a.s) onun babası Adem (a.s).

Harkavî ailesi Irak’ta ve çevre bölgelerde iyi tanınan ve bilinen bir ailedir. Bu aileden pek çok ilim adamı ve din adamı çıkmıştır. Bu şecerede yazılan ve peygamber soyuna mensup olan kişilerin hiç birine bu çevreden gelen ve onları tanıyan ilim ve devlet adamlarından hiç kimse itiraz etmemiştir. Bu kişilerin içinde birçok din adamı olduğu gibi ensab ilmiyle (soy araştıran bilim) uğraşan pek çok ilim adamı da vardır. Kim bunların şecerelerinin doğruluğunu tasdik ederse Allah ona yardım etsin ve onu mükâfatlandırsın. Her kim de buna itiraz ederse Allah’ın gazabı onun üzerine olsun. Çünkü bunların dedeleri resulullah efendimiz, babaları ise Haydar-ı Kerrar’dır. Asırların geçmesi onların şeceresini etkilememiş ve onların seyyit oldukları her zaman bilinmiştir. Nasıl olur da böyle mübarek bir soya mensup insanlara eziyet edilir veya zarar verilir? Şüphesiz böyle yapanlar yüce Allah katında en ağır ceza ile cezalandırılacaklardır. Mahşer gününün en büyük şefaatçisi Muhammed Mustafa aleyhisselam Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kim bunu (şeceremi) duyduktan sonra değiştirirse büyük bir günah işlemiş olur; çünkü Allah her şeyi işiten ve tam olarak bilendir” Aşağıda yazılı olan ve buraya ek olarak alınan isimlerin tamamı doğrudur:

Veled onun babası Kinane en Nebiyyi onun babası Huzeyme en Nebiy, onun babası Mudrike en Nebiyi, onun babası İlyas en Nebiyi, onun babası Mudar en Nebiyi, onun babası Turar el Abidin Ma’d, onun babası Adnan es Sultan, onun babası Eddu, onun babası Adnan es Sultan, onun babası Uddü, onun babası Udud, onun babası Elyesa en Nebi, onun babası Elhemise, onun babası Selaman en Nebi.

Bu soyda herhangi bir şüphe yoktur. Kim bunda bir şüpheye düşerse o kişi münafıktır.  Bu şecere eski şecereden nakledilerek, hicri 851_1436 yılında, ramazan ayının ilk günü yazılmıştır. Bu şecerenin doğruluğunu aşağıda isimleri yazılı kişiler tasdik etmişlerdir. Ve onların peygamber evladı olduğunu doğrulamışlardır. Bunda ne bir ek ne de bir çıkarım vardır. En güzel dualar ve selamlar tüm İslam’a bağlı olanlara ve özellikle de seyitlere, âlimlere, din bilginlerine, âdil devlet adamlarına olsun. Allah onlara en güzel ikramlarıyla ikram etsin.

Bu mübarek şecereyi kabul etmek ve tasdik etmek, Allah’a ve ahiret gününe inanan herkese vaciptir. Kim bu hususta bir şüphe, tereddüt ve münakaşa ederse Allah da onunla münakaşa etsin. Bu konuda peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: “Benim Ehli Beytim Nuh’un gemisi gibidir. Kim ona binerse kurtulur, kim binmezse boğulur.” Kim Ehli Beyt’e karşı gelir ve onlara muhalefet ederse melekler, tüm insanlar ve Allah ona lanet etsin. Şükür âlemlerin rabbine olsun; çünkü o, şükürlerin en güzeline layıktır.

Şahit:  es seyyid Nasıreddin oğlu es Seyyid Semavuddin.

Şahit: Kerbela’dan  es seyyid Muhammed oğlu es Seyyid Muhyiddin.

Şahit: Kerbela’dan  es Seyyid Ali oğlu es Seyyid  Nasıreddin.

Seyyid Muhammed  el Hüseyin el Harkavî torunu, Seyyid Abdülaziz oğlu Seyyid Abbas Bağdat’ta bize şeceresini yani dedelerinin isimlerini doğrulatmak için geldi. Onun şeceresini tasdik etmek için seyitlerden, Irak, Musul ve Diyarbakır’dan birçok din ve devlet büyüğü gelmiştir. Bu şecerenin doğruluğunu Şerif oğlu Seyyid Ahmet et Tuğâni el Hüseynî, Umdetüt Talib ve diğer birçok ensab (şecere) eserlerinden araştırmıştır. Onun bu araştırmasından sonra da artık bu şecereden iyice emin olduk. Ve ben (şecereyi veren) Celalettin torunu Ahmet oğlu Muhammet el Hüseyni en Necefi.

Büyük kadı Seyyid imran oğlu Alaaddin’in huzurunda yazılan bu şecereyi Seyyid Ali oğlu Seyyid Muhammed Kerbelaî yazmıştır.

Şahit:  es Seyyid Huseyn oğlu es Seyid Ahmed  el Kadiri.

Şahit: El Hüseyin Kerbelâî .

Şahit: Ahmet oğlu Ali Kevne (?).

Şahit: Bu şecerede en ufak bir şüphe yoktur. Bu şecere; gün gibi berrak, gündüz kadar aydınlıktır. Es Seyyid Muhammed oğlu es Seyyid Abdulhak  el Hüseyni el Kerbelaî.

Şahit: Bu şecerede yazılanları kabul ve tastik ederim. Kerbela eşrafından Bedrettin oğlu Şemseddin (Mühür) .

Şahit: Bu şecere doğrudur. Tasdik ve kabul ederim. Sincar (İran’da) bölgesinden İslâm oğlu Muhammed Muhammed (Mühür).

Şahit: Bunların doğruluğuna şahidim. Muhyiddin el Cilani zaviyesinden Mevlana Abdulhalık el Hatib.

Şahit: Bu şecere bana sunulduğunda ve benden imza istendiğinde ben bunu kabul ettim ve imzaladım. Musul Kadısı Hasan oğlu Hüseyin (Mühür).

Şahit: Bu seyitlik şeceresi gün gibi açık ve kesinlikle doğrudur. Seyyid Muhammed oğlu Seyyid Kutbettin (Mühür).

Şahit: Bu şecerede şüphe yoktur. Cibal el Kadiri zaviyesi mütevellisi Rağıb oğlu Şemseddin (Mühür).

Şahit: Doğruluğunu kabul ederim. Kerbela’dan Bedrettin oğlu Saadettin.

Şahit: Bu şecerede ismi yazılanların hepsi de doğrudur. Hiçbir şüphe yoktur. Seyyid Gani oğlu Seyyid Mümin (Mühür).

Şahit: Burada olanlar doğru ve açıktır. Kerbela’da Seyyid Abdurrezzak zaviyesinden Seyyid Abdurrezzak oğlu Abdulğaffar.

Şahit: Bu şecere bana sunulduğunda ve benden imza istendiğinde ben bunu kabul ettim ve imzaladım. Kadısı Mustafa oğlu Muhammed.

Şahit: Kerbela’dan Ahmed oğlu Cafer.

Şahit: Bu şecere; gün gibi açık, su gibi berrak ve doğrudur. Ali oğlu Mahmud Necefi el Hüseyni (mühür).

Şahit: Bu şecerenin doğruluğunu tasdik ederim. Çünkü o, gün gibi açıktır. Musul Kadısı Ahmet oğlu Süleyman (mühür).

Şahit: Şecerede yazılı durumu aynen tasdik ederim. Sincar Kadısı Ubeyd oğlu Mahmud (mühür).

Şahit: Bu şecerede yazılanlar doğrudur. Mardin mütevellisinden Sefer oğlu Kani (mühür).

Şahit: Seyyid Nurettin oğlu Ahmet el Kadiri (mühür).

Şahit: Bu şecere aynen aslı gibidir. Burada yazılanlar seyittirler. Nusaybin Kadısı Seyyid Mahmut oğlu Muhammed (mühür).

Şahit: Bu şecerede ismi yazılı olan Abbas Harkavi seyittir. Abdurrezzak oğlu Seyyid Bekir el Kadiri.

Şahit: Bu şecere aslına uygundur. Bunda şüphe yoktur. Mardin mütevellisi İsfendiyar oğlu Ahmet (mühür).

Şahit: İstanbul’dan Seyyid Ahmed oğlu Yahya (mühür).

Şahit: Harput’tan Rukiye oğlu Muhammed.

Belgenin yan tarafında şu şahitlerin isimleri yer almaktadır:

Şahit: Bu şecere bana arz edilince okudum ve imzaladım. İbrahim oğlu Kemaleddin (mühür).

Şahit: Bu şecere bana arz edilince okudum ve imzaladım. Musul kadısı …oğlu Abdulvahid.

Şahit: Bu şecerede ismi yazılı olan Seyyid Abbas’ın seyitliğine şahadet ederim. Muhyittin Abdulkadir Ciylani zaviyesi mütevellisi Seyyid Rağıb oğlu Seyyit Ekmelettin (mühür).

Şahit: Bu şecere aslının aynıdır. Ciyl mütevellisi Nasıreddin oğlu Semaveddin (mühür).

Şahit: Bu seyitlik şeceresi doğrudur. Kerbela’dan İnayetullah oğlu Şerafettin Necefî (mühür).

Şahit: Bu şecereyi inceledim ve içeriğine vâkıf oldum. Bu şecere bu kadar adil insan tarafından incelenip tasdik edilmiş olup ben de bunu tasdik ediyorum. Neseben Ömerî ve mezheben Hanefi olan Şam Kadısı Ubeyd oğlu Muhammed.

DİPNOTLAR

*      G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi, Prof. Dr.

**      G. Ü. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi, Uzman

 

ALEMDAR TOPLANTISI

Aslımı sorarsan geldim Orta Asya’dan

Alemdar doğmuşum Alemdar’ım ben

Bu güzelliği görüp fark eden

Alemdar doğmuşum Alemdar’ım ben

Başka bir diyardan gelmesi aslım

Bunu böyle bildi hep benim neslim

Okudum kitabı buydu dersim

Alemdar doğmuşum Alemdar’ım ben

Alemdar demek büyük bir isim

Allah’a böyle çağırdı benim sesim

Alemdar Mustafa Paşa bile var benim aslım

Alemdar doğmuşum Alemdar’ım ben

Paşam geldi Cumhuriyet’i kurdu

Türk milletini sevince boğdu

Ondan sonra bize bayrak ismini koydu

Alemdar doğmuşum Alemdar’ım ben

Şimdi bayrak olduk göklere çıktık

Şükür cahilliği kökünden yıktık

Bütün insanlara sevgiyle baktık

Alemdar doğmuşum Alemdar’ım ben

Oğuz’dur Çepni’dir benim dedem

Aslımı neslimi inkar edemem

Aşık Hasan ötesini diyemem

Alemdar doğmuşum Alemdar’ım ben

Âşık Hasan BAYRAK

28.06.2005/ Yunusefendi Köyü- DÜZCE

 

                                                                        Alemdar YALÇIN

Hacı YILMAZ

 

http://www.hbektas.gazi.edu.tr SİTESİNDEN ALINMIŞTIR.

 Sarı Saltuk İle İlgili Başka Bir Çalışma

SARI SALTUK

               Dobruca'daki Babadağ'da Sarı Saltuk'un türbesi İkinci Bayezid tarafından çok büyük bir dergâh haline getirilmişti. Kanuni Sultan Süleyman da 1538 yılında türbeyi ziyaret etti. Evliya Çelebi, ünlü “Seyahatnâme”sinde Sarı Saltuk'un asıl adının “Mehmed” olduğunu yazıyor. Joseph Von Hammer, 1263'te Bizans'ta Paleolog iş başına geçtiği zaman, bu kral tarafından, Karadeniz'in batı tarafındaki Dobruca'ya on, on iki bin civarında, Saltuk Dede (Sarı Saltuk) yönetiminde Türkmen iskân edildiğini belirtiyor.

Hicri 1291, miladi 1875 yılının “Prizren Salnamesi”nde, Sarı Saltuk'un Paştrik Dağı’nda türbesinin bulunduğu kayıtlıdır.

Sarı Saltuk'un Balkan ülkelerinin çoğunda makamı bulunuyor ve hakkında makaleler yazılıyor. Ahmed Yesevi ve dervişleri, özellikle Hacı Bektaş Veli, Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında büyük bir rol oynadığı gibi, Baba Saltuk'un, yani Sarı Saltuk'un da Rumeli'nin Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında oldukça önemli bir yeri vardır.

Kutsal makam

Balkanlar'da bugün bile gözle görülen, elle tutulan kanıtlar, dillerde dolaşan söylenceler, kitaplar, makaleler mevcuttur ve hepsi Sarı Saltuk ile ilgilidir. Bunlar öyle belgeler ve evraklardır ki, Sarı Saltuk'un  Balkanlar'a ayak bastığını, birçok yerleri gezdiğini ispat ediyor. Saltuk Dede, üstün zekâsıyla, insanlara olan yakınlığıyla, onların ruhunda yer bulabilen ulvi kişiliğiyle ortaya çıkıyor. Bu yüzden Balkanlar'ı gezerken nasihat vermek için konakladığı her yerin kutsallaştığını görüyoruz. Zamanla Sarı Saltuk hatırasına anıt makamlar yapılmış. Bu makamlardan bazıları yedi asır sonra bile yerinde duruyor. Sarı Saltuk Kosova'da Türk varlığının gözle görülen bir belirtisidir. O, kendinden önce Kosova'ya gelen, burayı yurt edinen Türk boylarının arasına katılarak ata yurtlarıyla ilişki hattını sürdürmüştür.  İlk Türk devletinden 575 yıl sonra, Mîladî 375'de Hun Türkleri Tuna kıyılarına gelir. Bunlar, Macaristan'a yerleşmeye çalışırken Bizans İmparatorluğu’nu sıkıştırmaya başlar. Avarlar, Kumanlar, Peçenekler buralara damgalarını vurur. Türklerin İslama girmesiyle Balkanlar'a yerleşen Türk boyları da bu dini tanımaya başlar. Bu yüzden Osmanlılardan önce de Kosova'da Müslüman olmuş Türkler görülür. Sarı Saltuk, Seyit Ali Sultan, Kâmil Baba XIII. yüzyılın ortalarında Balkanlar'a yerleşen ve onun dilinden anlayan Türk topluluklarını gezmiş, onlara nasihat vermişlerdi. Dolayısıyla Sarı Saltuk'un da Balkanlar'da İslamın kurumlaşması için büyük etkisi olmuştur.

O, nasihat verdiği yerden ayrıldıktan sonra, konakladığı mekân kutsal sayıldı. Ayakla basılmaması için taşlarla çevrildi ve korunmaya alındı. Zamanla mezar şeklinde bir tümsek yapıldı. Etrafına duvar çevrilip bina içine alındı ve bu yerler Sarı Saltuk'un makamı oldu. Aslında halk, Sarı Saltuk'un, adı geçen yerde gömülü olmadığını biliyor; "Burada Sarı Saltuk Baba'nın vücudu dinlendi" şeklinde konuşuyor. Buna rağmen makam ziyaret ediliyor, geceleri aydınlatılması için kandil yakılıyor. Makama hizmet eden türbedarın ve fakirlerin faydalandığı adaklar getiriliyor.

Sarı Saltuk'un, kendisini anlayan toplulukların arasına girip insanları irşat ettiğini ispat eden birçok delil var. Prizren yakınındaki Dragaş (Krekoyşta) Belediyesi’ne bağlı Mlika Köyü’nde Saltuk döneminden kalma bir mescitte mermer bir kitabe görülüyor. Mescide  ait kesme taştan yapılan altı köşeli gövdesindeki kitabede, mescidin hicri 688, miladi 1289 yılına ait olduğu görülüyor. Aynı kitabenin hicri 1238, miladi 1822 yılında Ahmed Ağa tarafından onarıldığı da yazılıdır. Ahmet Ağa'nın onardığı caminin 1389 yılında meydana gelen Kosova Savaşı’ndan yüz yıl önce inşa edildiği anlaşılıyor. Buna göre Mlika'da nüfusun I. Kosova Savaşı’ndan yüz yıl önce Müslüman olduğu kesinlik kazanıyor. Bugün de köyde ve bütün Gora ile Opola yöresinde sadece Müslüman halk yaşıyor. Köy halkının Suriye'den geldiği biliniyor. Bu yüzden kendilerine "Halepli" deniyor ve bu aileler Halepli, yani (Halepovsi) soyadını taşıyor. Halepli soyadını, Kruşevo Köyü’nde de birçok aile kullanıyor. Halepli ailelerin birçoğu 1956-1960 yıllarında Makedonya'ya ve Türkiye'ye göç etti. Haleplilerin Gora'ya XIII. yüzyıldan önce gelip yerleştikleri biliniyor. Bunlar 1231 yılında Moğol akınlarından dolayı Türkistan'ı terk edip Halep'e sığınan halk kitlesinin bir bölümüdür. Türkistan'dan kaçan halk kitlesinin başında bulunan Süleyman Şah, Halep'e doğru giderken, Fırat Nehri’ni geçmek için uygun bir yer arıyor, fakat bu sırada attan düşüp boğuluyor. Süleyman Şah'ın, Caber Kalesi’nin yakınında bulunan kabri bugün de Suriye'de "Türk Mezarı" olarak maruftur. İşte o yıllarda Türkistan'dan göç eden kafilenin bir bölümünün Kosova'ya, ta Gora'ya geldiğine dair kanıtlar var. Gora ve Goralı ile Türkiye'nin doğusunda bulunan Goran Aşireti arasındaki isim benzerliği rastlantı olmayıp, oradan gelen kişilerin aslını ifade eder. Goralıların Süleyman Şah kafilesinden ayrıldıktan sonra Kosova'ya gelip bugünkü Dragaş civarına yerleştiklerini, halen korudukları gelenekleri ve görenekleri kanıtlıyor. Bu durum Goralıların özbeöz Türk olduklarını gösteriyor. Süleyman Şah'ın üç oğlundan biri, Osmanlı devletinin adını aldığı Sultan Osman'ın babası Ertuğrul'dur.

Kumanların torunları

Goralılar, Müslüman Türk medeniyetini tam anlamıyla benimseyen cesur bir Türk topluluğu olarak tanınır.

Bunlardan Mlika ve Kruşevo'dakiler, Halep civarından gelen Selçuklu Türklerindendir. Diğerleri ise onlardan önce Orta Asya'dan kuzey göç yolunu (Hazar Denizi, Karadeniz'in kuzeyini) takip ederek Ukrayna ile Besarabya'ya giden, buradan da XI. asırda Balkanlar'a inen Peçeneklerin yardımı ile 1304'ten itibaren Rodoplar, Batı Trakya, Pirin ve Vardar Makedonya'sını hâkimiyetleri altına alan Kıpçakların veya Avrupalıların Kuman olarak adlandırdıkları kabilelerin torunlarıdır.

Kosova'dan başka Arnavutluk'ta, Makedonya'da, Yunanistan'da, Bulgaristan'da, Karadağ'da, Sırbistan'da ve Bosna-Hersek'te de bu unsurlara rastlıyoruz.

Kuman Türklerinin Balkanlar'a gelmeleri, Kuzey Çin'de miladi 916 tarihinde "Hitay Devleti"inin ortaya çıkmasıyla başlamaktadır. Ana yurtlarında "Kimak" yahut "Kimek" adıyla anılan Kuman Türkleri, 916 tarihinde Kuzey Çin'den ayrılıyor ve büyük bir fütuhat arzusu ile yanıp tutuşuyorlar. İşte bu Türkler, bütün kuvvetlerini ve varlıklarını Ruslara karşı verdikleri mücadelede gösteriyorlar.

Bizanslılar bunlara Komani, Macarlar Kun, Kuman ve Paloç, Almanlar ise Falon ve Falb, Ermeniler ise "Charteş" diyorlar. Latinler "Cumanni" şeklinde hitap ediyor. Bu tabirler Alman, Ermeni dillerinde "sarışın ve kumral" manalarını ifade etmektedir. Nimeth'e göre Kıpçak kelimesi "hiddetli, kızgın, cesur" anlamına gelmektedir. Kumanlar bir hamlede baştan başa adeta bir kasırga gibi Rus ovalarını, steplerini ele geçirdikleri için Ruslar onlara "Polovets" (Ovalı) diyorlar. "Ovalı" ve kısmen "Sarı Saçlı" sıfatını taşıyan Kuman Türkleri Balkanlar'ın dağlık bölgelerinde de üstün kabiliyet ve istidat gösterdiklerinden "Goran" (Dağlı) sıfatı ile de adlandırılmışlardır.

Hıristiyanlaştılar

Miladi 1034 yılından itibaren Peçenek ve Kuman Türklerinin Rodoplar ve Batı Trakya ile Pirin ve Vardar Makedonyası bölgelerine, hatta İstanbul surlarına kadar inmeleri Bizans'ı çok ciddi telaşlandırmıştı. Bu nedenle Bizans 1050 yılında büyük bir ordu teşkil edip Peçenek ve Kumanların üzerine sevk etmiştir. Fakat Bizans devleti yenilgiye uğrayınca barış isteğinde bulunmak mecburiyetinde kalmış ve 1054 yılında barış antlaşması yaparak vergiye bağlanmışlardır. 1081 yılında Kuman ve Peçenek Türkleri aralarında anlaşarak "Kuman -Peçenek Türk Federasyonu"nu kurmaya muvaffak olmuşlar ve Kumanova kentini başkent yapmışlardır. Fakat bu iki kardeş Türk kavmi Bizanslılarla ve gayri Türk unsurlarla savaşacakları yerde, Bizanslıların adi politik entrikaları yüzünden birbirleriyle savaşarak "milli birliği" yıkmışlardır. Bu sebeple federasyon, miladi 1091 tarihinde yıkılarak varlığını ve politik fonksiyonunu tarihin karanlıklarına terk etmiştir.

Federasyonun yıkılmasıyla Peçenek Türklerinin çoğu Bosna-Hersek ve Sofya'ya çekilerek hayatlarını sürdürdüler. 1091 yılından, Osmanlıların buralara gelmesine kadar, özellikle X. ve XIV. asırlar arasında Balkanlar'da Slav akınlarına maruz kalan bu Türk boyları büyük ölçüde inançlarını kaybetmişler, Slav dili etkisi altında kalmışlardır; ama eski örf, âdet ve geleneklerini devam ettirmişlerdir. Örf, âdet ve geleneklerine böyle sıkı sıkıya bağlı kalmaları, İslam dinini çok kolay benimsemelerine yol açmıştır. Özellikle Pomak Türklerinin İslamı kabul etme hususu, buna açık bir misaldir. Romanya, Macaristan, Avusturya ile Çek ve Slovak ülkeleri içlerine kadar giden Kumanlar, buradaki gayri Türk unsurların içinde Hıristiyanlaşmışlar ve kendi etnik varlıklarını dahi kaybetmişlerdir.

Konya'dan Kosova'ya

Sarı Saltuk ile ilgili kaynaklar Türklerin Balkanlar'a en az 1500 yıl önce geldiğini kanıtlamaktadır. Hun Türkleri Attilâ'nın kumandası altında Bizans'ı sıkıştırmış, Roma’yı vergiye bağlamıştır (452). O çağlarda dünya hâkimiyetinin timsali sayılan Ares'in kayıp olan kutlu kılıcı Attilâ'nın elinde idi. Bu yüzden Avrupa halkı için Attilâ "Tanrının Kılıcı"dır. Avar Türkleri Adriyatik sahillerine kadar gelmiş, buralara şehir kurma teşebbüslerinde bulunmuştur. Bunların arkasından Kuman Türkleri gelmiş, Jiça'daki Sırp Patrikhanesi’ni yıkmışlardır. Daha sonra Sırplar Kosova'ya geçmiş ve Ipek Patrikhanesi’ni kurmuşlardır. Peçenekler ve Oğuz ile Uz Türkleri de Balkanlar'a gelmiş, ama hükümet kuramamışlardır. Tüm bu Türk boyları Slavların Balkanlar'a gelmesine de sebep olmuşlardır. Kafkaslar’dan Balkanlar'a devam eden çok uzun sefer sırasında Slav kadınlarıyla evlenmeler başlamıştır. Türklerin Balkanlar'a getirdikleri Slav kadınları zamanla Türklerin Slavlaşıp erimesine yol açmıştır. Fakat, Osmanlı Türklerinin Balkanlar'a gelmesiyle halen Türk özelliklerini tamamen kaybetmemiş olan halk, İslam dinini kabul etmiş; ama Slav dilinin etkisinden kolayca kurtulamamıştır. Çünkü Osmanlı dile değil; Allah'a, imana önem vermişti. Bizans devleti yöneticilerinin, IX - XIII. yüzyıllarda bir taraftan Slavların diğer taraftan Latinlerin Batı Trakya ve Rodoplar ile Makedonya eyaletleri üzerinde ciddi bir hâkimiyet kurmalarını önlemek için Anadolu'dan, Babeki ve Çepnileri, bilhassa Konya'nın bazı bölümlerinden birçok Türkmen kabilesini gayet tavizkâr tekliflerle bu yörelere getirip iskân ettikleri bilinmektedir.

Bin yıllık adlar

Anadolu'dan iskân edilen bu Türk-Müslüman grubu, bu bölgede yaşayan Kuman Türkleri arasında İslamiyetin yayılmasında büyük bir rol oynamışlardır. Ayrıca bu Türk gruplarının hareketleri sırasında birçok Türkmen babası, şeyh, derviş ve abdal bu bölgelere gelip Orta Asya, Anadolu ve Kafkaslar'daki Türk topluluklarıyla ilişkileri sağlamışlardır. Onlara İslamı benimsetmek ve sevdirmek için güzel konuşma, güzel davranış ve örnek yaşayış gibi her türlü meziyetleri azami bir şekilde kullanmışlardır. Bunlar içinde en çok Sarı Saltuk'tan söz ediliyor. Bu akım Ehlibeyt yoludur. Tasavvuf ve irfan yoludur.  

Görülüyor ki Balkanlar'daki Kuman Türkleri arasında İslamiyet, büyük ölçüde Osmanlıların Balkanlar'ı fethetmesinden önce Anadolu Türkleri ve tarikat mensupları tarafından yayılmıştır. Fetihlere paralel olarak, zaman içinde Anadolu'dan Balkanlar'a geçen Yörükler, Istranca Dağları’ndan Rodop Dağları’nın tümüne, Şar Dağı’na ve Makedonya'ya kadar uzanan irili ufaklı sayısız cemaat halinde davarlarıyla serpilerek yurtlanmışlar ve bu yörelerdeki dağ, tepe, yaylak, eğrek, akarsu ve köylere ekip biçtikleri mezralara bugün dahi kullanılmakta olan yer adlarını vermişlerdir ki, bu adların çoğu ya bu cemaatlerin yahut onların reislerinin adlarından kökenleşmiştir.

Edirne'yi fethet!

Hoca Ahmet Yesevi, "doksan dokuz bin müridinin bu en seçilmişi”ne, "Saltuk Mehmed'im, seni Rum'a saldım. Var git, yedi krallık yerde nam ve Şan sahibi ol" diyor.

Ve Sarı Saltuk yedi yüz sadık müridi ile yola düşüyor.

Sarı Saltuk'un Balkanlar'a otuz beş bin kişi ile geldiği de söylenir.

Bir rivayete göre Hz. Peygamberimiz rüyada "Seyit Saltuk! Edirne’yi fethet ve Müslüman et; ümmetim bu yeri elden komasın" buyurmuş. Edirne fethedilip Müslüman ediliyor. Seyit Saltuk bu şehri çok seviyor. Ömrünün son kırk senesinde dönüp dönüp konakladığı yer bu şehir oluyor.

Hz. Peygamber bir hadisinde "Harp hiledir" demiştir. Saltuk Baba, işini buradan tutmuş; kâfirlerin dilini, dinini ve sıla töresini öğrenmiş, sırası gelince kiliselerde sarı sakalını sıvazlaya sıvazlaya vaaz vermiş, bir gün Ayasofya'da herkesi vaftiz etmiş, bu hilelerle düşmanın arasına sokulmuş, onları içinden vurmuş. Dobruca'da kral kızlarına musallat bir ejderi öldürünce kırk bir kâfir imana gelmiş. Lehistan'da ünlü bir papazı öldürüp, oradaki bütün Tatarları Müslüman etmiş. Sonra bu yüz elli bin yeni Müslümanı şimdiki Danzig şehrine yerleştirmiş, daha sonra yine binlerce Hersekliyi hak dinine sokmuş.

Beyaz çiçek

Sarı Saltuk, Balkanlar'da XIII. yüzyılın tanınmış bir İslam bilginidir. Hastaları sağaltan, özellikle sarılık hastalığından mustarip büyük bir şehri bile iyileştirebilen keramet sahibi bir zattır. Horasan'dan gelip Anadolu'ya yerleşen Bektaşi tarikatının kurucusu Hacı Bektaş Veli'nin mürididir. Sarı Saltuk'un, papaz giysileri içinde, bu yörelerde yaşayan Hıristiyanlar arasında bile İslam dinini yaymaya çalıştığı söylenir.

Kosova'nın “İpek” efsanesine göre Sarı Saltuk Türkiye'de Sarıyer Köyü’nde doğmuş dürüst, akıllı, dindar biriymiş. Çevresinde çok öğrenci varmış. Yedi öğrenci gelmiş, onların her biri ondan ders görerek kemale ermiş. Sarı Saltuk ölünce her biri cenazeyi kendi memleketine götürmek istemiş, aralarında tartışma büyümüş. Bu sırada Allah tarafından yedisi de rüyasında Sarı Saltuk'u görmüş. Sarı Saltuk hepsine aynı vasiyette bulunmuş: "Her biriniz birer tabut alın, hangisinde beyaz çiçek görürseniz ben orada olacağım. O tabutun sahibi beni alıp ülkesine götürsün" demiş. Ertesi gün hepsi birer tabut almış. Ancak hepsinin de yanında birer beyaz çiçek bitmiş. Her birisinde birer Sarı Saltuk  varmış. Hepsi tabutunu alıp memleketine götürmüş. Bu durum yedi ayrı yerde Sarı Saltuk mezarı, kırkın üzerinde de makamın bulunmasına neden olmuş. Makamların üzeri uzun ve ahşap kubbelidir. Pirlep'teki Sarı Saltuk makamının duvarları taştan olup, çatısı ahşap ve kiremit örtülüdür. İç tarafı ise kubbelidir. Ama uzun zaman tamir görmediği için sıvanın büyük bir bölümü dökülmüştür. Makamın, Pirlep Suyu kenarında ve bu suyun çok kere taşarak sellere sebep olmasına rağmen yıkılmayışı Sarı Saltuk'un manevi gücüne olan inancın artmasına neden olmuştur. Hele 1979 seli birçok evi alıp götürmüşken, Sarı Saltuk makamının hasar görmeden ayakta kalması, uzak yerlerden insanların bile makamı ziyaret etmesine sebep olmuştur.

‘Hz. Ali Günü’

Paştrik'teki Sarı Saltuk makamı halkın “Hz. Ali Günü” olarak adlandırdığı 2 Ağustos günü özellikle çok ziyaret edilir. Makam civarında koyun, koç gibi hayvanlar kurban edilir, pilavlar pişirilir, zikirler yapılır ve her çeşit hastalığa şifa bulmak için dualar edilir. Sarı Saltuk makamının yanında bir kabir daha vardır. Kimine göre bu kabir Sarı Saltuk'a hizmet eden abdalındır, kimine göre ise makama bakan ve hizmet eden Ahmet Baba'nındır. Rumeli'ye Sadi tarikatını yayan ve bu tarikatın Rumeli'de ilk şeyhi olan Süleyman Efendi Aczi Baba'nın (1537-1652) bir gece rüyasında Sarı Saltuk'u gördüğü ve buralara İslamı yaymaya geldiği zaman dinlendiği bu yeri mübarek sayarak bu makamı kurduğu söylenir. Bu yüzden makama Prizren'de hastane olan Sadi Tekkesi sahip çıkmaktadır.

Saltuk makamları

Bugünkü Romanya'nın Dobruca bölgesinde bulunan Babadağ'da gerçek mezarı bulunduğu kabul edilen Sarı Saltuk'un Kosova'da birçok makamı vardır. Bu makamlar, Dragaş'a yakın Plava Köyü’nde, Jur Köyü’nde, Vırmiça - Dragaş kavşağının sağında, Paştrik Dağı’nın tepesinde, Yakova İpek arasındaki Pirlepe Köyü’nde, Begay'da ve İpek'i Priştine'ye götüren yol üzerindeki Köşk Köyü’nde bulunuyor.  

Kosova sınırları dışında Sarı Saltuk makamları Ohri'deki Sveti (Aziz) Naum'da, Arnavutluk'ta Kruya'da, Bosna-Hersek'te Mostar yakınlarındaki Blagay'da ve Korfu'da bulunur. Kruya'da Saltuk makamlarından başka Sarı Saltuk ormanı da vardır. Blagay'daki makamın içinde, onun öğrencisi olduğu söylenen Açık Baş'ın kabri de vardır. Makamın yanında bir Kadiri tekkesi de mevcuttur. Tekke XVII. yüzyıl ortalarında Halveti tarikatına geçmiş, 1925 yılından sonra yine Kadiri tarikatına bağlı dervişler tarafından kullanılagelmektedir.

Kosova'da Dragaş'a yakın Plava Köyü civarında, taştan örülmüş, kubbesi kaya ile örtülü Sarı Saltuk makamı. Taştan örülmüş yuvarlak dört sütün üzerinde duran kubbenin altında kabir yok. Sarı Saltuk Baba'nın Türklüğü ve Müslümanlığı yaymak için geldiği zaman burada dinlendiğine inanılıyor. İslamı yayan anlayış gönüllerde yüzyıllar geçmesine rağmen insanlar bu türbeleri kutsal saymışlardır. İslamın  Emevi yorumu hiçbir zaman İslamın gerçek temsilcisi olmamıştır. Esasen İslamı saltanat dinine dönüştürmüş ve din üzerinden çıkar ve erk elde etmek için din adına hareket etmişler, fakat asla Muhammedî yolun temsilcileri olamamışlardır. İslamın gerçek değeri Ehlibeyt yoludur.