Sinemilli Ocağı

Sinemilli bir Alevi ocağının ve aşiretinin adıdır. Ağırlıklı olarak Maraş ve havalisinde yerleşmiş olan Sinemillilerin küçük bir kolu da Erzincan'dadır. Bu makalede sözlü ve yazılı kaynaklara dayanılarak Sinemilli tarihine mümkün olduğunca ışık tutulmaya çalışılmıştır. Ayrıca Alevi cemaatleri arasında başka örneklerine de rastlanılan ocak-aşiret bütünleşmesinin olası kökenleri hakkında bazı önermelerde bulunulmuştur. Çalışmanın dayandığı sözlü anlatılar Maraş, Erzincan ve İstanbul'da Sinemilli mensuplarıyla yapılan yüz yüze görüşmeler esnasında derlenmiştir. Yazılı belgeler ise Sinemilli dede ailelerinden gelmektedir ve tıpkıbasımları makalenin sonunda verilmiştir. Bu farklı kaynakların karşılaştırılmalı ve eleştirel bir değerlendirmesi sonucunda bağımsız bir Sinemilli kimliğinin Elazığ bölgesinde, 17. yüzyıl veya öncesinde şekillendiği sonucuna ulaşılmaktadır. Sinemilliler 1700'ler civarında Elazığ'dan ayrılıp Maraş ve Erzincan'a yerleşmişlerdir. Sinan adında, kendisi veya ailesinden bir başkasının Vefai tarikatı ile bağlantılı olduğunu anladığımız bir zatın Sinemilli kimliğinin oluşumunda anahtar rolü oynamış olması kuvvetle muhtemeldir. Ocağa adını veren Sultan Sinemil, İmam Muhammed Bakır neslinden gelmektedir.

 

 

Sinemilliler'de Ocak-Aşiret Bütünleşmesi

 

Alevi cemaatlerin iç örgütlenme modeli, Ehl-i Beyt soyundan geldiğine inanılan ve "ocak" olarak adlandırılan dede aileleri ile belli aşiret, köy veya aile grupları arasında kurulmuş olan pir(dede)-talip ilişkisi temeline dayanır. Genellikle bu ocakların, onları talip gruplarından ayıran ve soyundan gelindiğine inanılan bîr ermiş zata atfen verilmiş isimleri vardır. Mesela Derviş Cemaller, Tunceli havalisindeki Şeyh Hasanlı aşiretlerinin piridir veya Şah İbrahimliler ocağının özellikle Malatya yöresindeki birçok köyde talipleri vardır. Oysa Sinemilliler örneğinde hem talip konumundaki aşiret mensupları hem de onların piri olan dedeler aynı adla anılırlar. Ayrıca Sultan Sinemilli tüm Sinemilliler'in ortak atası olarak kabul edilir; aşiret içindeki dedesoylu olup olmama ayrımı ise "dedelik Kalenderler kolunda kalmıştır" söylemiyle açıklanır. Dolayısıyla Sinemilliler'de  ve aslında başka örneklerde de rastladığımız bu ocak-aşiret bütünleşmesi Aleviler'deki "ideal" iç örgütlenme modeline en azından ilk bakışta ters düşer. Aynı soydan gelen, ama çeşitli nedenlerle dedelik yapmayan veya yapamayacağına karar verilen kişilerin zamanla bu unvanlarını da tamamen kaybetmiş olmaları ihtimal dahilinde olsa da mevcut durumu açıklamak için yeterli değildir. Ocak ve aşiret kimliklerinin iç içe geçtiği kimi diğer örneklerde, bu iç içe geçmişliğin bir dede ocağının zamanla talibi olan aşiretin adıyla anılması sonucu oluştuğunu görüyoruz. Mesela Şadıllı dedeleri, aslında merkezi Elazığ-Karakoçan'a bağlı Delikan (yeni adı Üçbudak) köyünde bulunan Cemal Abdal/Seyit Nuri Cemaleddin ocağına mensuptur, fakat taliplerine yakın olmak için Elazığ'dan Gümüşhane-Şiran'a ve oradan da Erzincan-Refahiye'ye göçmüşlerdir, ocakları da zamanla o bölgedeki ana talip grubu olan Şadıllı aşiretinin adıyla anılmaya başlamıştır. Ancak Sinemilliler örneğinde bunun tam tersi bir sürecin işlemiş olması, yani bir ocak adının genişleyerek bir aşiret adını almış olması yukarıdaki değerlendirmelerimiz ışığında çok daha muhtemel görünmektedir.

 

Her şeyden önce elimizdeki tüm verilerin işaret ettiği, bağımsız bir Sinemilli kimliğinin ortaya çıkışının Harput yöresinde meydana gelmiş bir vaka olduğudur. Bu süreci tam olarak tarihlendirmemiz zor olmakla birlikte, 1700'ler öncesine gittiğini kesin olarak söyleyebiliriz. Aşiretlerin kalıcı sosyal organizasyonlar olmadığını, belli bir tarihte aynı soydan veya farklı soylardan gelen kişilerce kurulup, zamanla çeşitli sebeplerle dağıldıklarını veya tamamen yok olduklarını ve yerlerine aynı şartlarda yenilerinin oluştuğunu biliyoruz. Bu durumda ilk Sinemilliler de ya (belki Milli adında) daha büyük bir aşiretten kopmuş veya ta baştan farklı kökenden gelen kişilerden oluşmuş bir gruptur. Ama her halükarda, bağımsız bir Sinemilli kimliğinin oluşumunu tetikleyen temel mekanizmanın, aşiretin isim babası olan Sultan Sinemilli adlı zata manevi anlamda bağlanmayla ilintili olması görebildiğimiz kadarıyla en kuvvetli olasılıktır. Diğer bir deyişle, bu zatın kurucusu olduğu ocağa bağlanan bir talip grubu zamanla aynı ocağın adıyla anılan bağımsız bir aşiret kimliği kazanmıştır. Ocağın kurucusu, aşireti oluşturan grup veya grupların kendi içinden çıkıp zamanla manevi otorite kazanmış bir aileden olabileceği gibi, dışarıdan gelip zamanla aşireti oluşturan gruplarla kaynaşmış bir aileye de mensup olabilir. Elimizdeki belgelere göre, bu ailenin ocak statüsünü kazanmasında Vefailik bağlantısının anahtar rolü oynamış olması muhtemeldir. Ancak seyit kimlikleri veya başka bir nedenle zaten böyle bir manevi otoriteye sahip olan ocak mensupları daha sonradan Vefailik'e intisab etmiş de olabilir. Doğu Anadolu'daki diğer birçok ocakta olduğu gibi, zamanla bu Vefailik bağlantısı unutulmuş ve İrak'taki Bektaşi dergâhları ile bağlantılar önem kazanmıştır.

Eğer bu savımız doğruysa, Harput'tayken Sinemilli ocağına bağlılık ile Sinemilli aşiretine mensubiyet arasında herhalde tam bir örtüşme vardı. Ancak zamanla, bilhassa göçler sonucu bu durumda belli oranda kaymalar olmuştur. Öyle görünüyor ki Sinemilli ocağına bağlı dedeler, özellikle kısa bir süre kaldıkları Malatya-Akçadağ'da ve sonradan yerleştikleri Maraş ve Erzincan'da kendilerine yeni talipler edinmişler ve bu yeni talip gruplarından bazıları kendi bağımsız aşiret kimliklerini korurken, Şemsikan ve Haydaran gibi diğerleri de zamanla Sinemilli aşireti ile bütünleşmişlerdir. Bütün bu yakınlaşma ve bütünleşmeler de zamanla Sinemilliler'in sözlü geleneklerine yansımış, farklı bölgelerdeki anlatımların kısmen de olsa farklı şekillenmesine yol açmıştır.